Sana yazmadığım mektuplar
Sen,
Bu gece yine uyuyamadım. Kızların odasına gittim, ikisinin de üstünü örttüm. Küçüğü rüyasında bir şey mırıldandı, büyüğü yastığına sımsıkı sarılmış. Onlara bakınca içim bir tuhaf oluyor, biliyor musun? Hem çok şükrediyorum hem de boğazımda bir şey düğümleniyor. İkisi de uyuyunca ev sessizleşiyor ve o sessizlikte hep aynı şeyler geri geliyor.
Haftalardır sana yazmak istiyordum ama elim hep kalemde durdu. Çünkü ne yazacağımı bilmiyorum artık. Kızgın mıyım, kırgın mı, yoksa hâlâ seni özlüyor muyum? Bunları yan yana yazınca ne kadar saçma duruyor, farkındayım. Ama gerçek bu. Demek ki insan hem nefret edip hem özlüyormuş.
Bugün hava serinlemişti. Burada sonbahar böyle sessizce gelir ya, hani insan bir sabah kalkar ve yazın bittiğini anlar. Ben de bugün öyle bir günde uyandım işte. Balkona çıktım, çay koydum, karşı evin penceresinden bir kadın çamaşır asıyordu. Elinde bir elbise vardı. Bir an durdum. Benim o elbisemi düşündüm. Hani şu mavi olanı. Kordon'da ilk tanıştığımız akşam giydiğim. Hâlâ saklıyorum onu, biliyor musun? Dolabın en üst rafında, katlanmış, bir poşetin içinde. Atamadım. Her temizlikte elime alıyorum, bir daha katlıyorum, yerine koyuyorum. Aptalca, biliyorum. Bana bakan biri 'kızım at şunu artık' derdi. Atamıyorum.
O geceyi hâlâ hatırlıyorum. Telefonunun ışığı yüzüne vuruyordu, sen uyumuş gibi yapıyordun. Ben kalktım, su içmeye gidiyordum. Sonra gördüm. Ekranda bir isim, altında mesajlar. Okumamalıydım. Okudum. Kelimeleri tek tek hatırlıyorum, yemin ederim. Bazı cümleler beynime kazınmış, ne zaman gözlerimi kapatsam aynı yerde duruyorlar. O gece odama çekildim. İki gün kimseyle konuşmadım. Annem kapıya geldi, 'hasta mısın' dedi, 'yok' dedim. Yalandı. Hasta değildim ama içimde bir şey kırılmıştı, onu kimseye anlatamadım.
Sen sonra özür diledin. 'Bir hataydı' dedin. Ben dinledim. Sessizce dinledim. Belki o an bağırsaydım, kırsaydım bir şeyleri, içimde kalmazdı. Ama ben sustum. Susmayı öğrenmişim küçükken, ondan herhalde. İçime attıkça büyüdü, büyüdü, şimdi iki çocukla beraber taşıyorum onu.
Güvenmeyi yeniden öğrenmeye çalışıyorum, inan. Burada bir komşu var, çok iyi kadın. Bir gün bana 'gel çay içelim' dedi. Gittim, oturdum, konuştuk. Ama içimde bir yer hep tetikteydi. Acaba bir şey mi söyleyecek, acaba bir şey mi saklıyor diye. Sonra kendime kızdım. Kadın ne yaptı ki sana, dedim. Kimseye güvenemiyorum artık. En çok da kendime kızıyorum bunun için. Çünkü sen bunu bana yaptın ve ben hâlâ toparlanamadım.
Bazen diyorum ki, keşke o akşam Kordon'a hiç gitmeseydim. Arkadaşlarım 'gel' dedince 'gitmicem' deseydim. Ama sonra düşünüyorum, o zaman bu çocuklar olmazdı. Onları düşününce her şey susuyor içimde. Onlar benim en güzel tarafım. Seninle ilgili tek pişmanlığım onlar değil, onlar hiç değil.
Bu mektubu göndermeyeceğim. Biliyorum. Belki de hiçbir zaman göndermeyeceğim. Ama yazmak iyi geliyor, içimde birikenleri bir yere bırakıyorum gibi oluyor. Sana söyleyemediklerim var ya, işte onlar bu satırlarda. Belki bir gün bir yerde karşılaşırız, belki bir gün elinde bir çay bardağı, ben de karşı kaldırımda. O zaman ne yaparım bilmiyorum. Belki başımı çeviririm, belki gülümserim. Ama şu an tek bildiğim, hâlâ o elbiseyi saklıyorum ve hâlâ bazen o geceyi rüyamda görüyorum.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.