Aşk Defteri
Özlem yazıları

Özlem Ayrılık Mektup

O ses kaydı hâlâ orada

gizli_bahce

· 3 dk okuma

Öğleden sonra. Evdeyim. Annem mutfakta tencere tıkırdatıyor, bana bir şeyler soruyor, ben yarım kulakla dinliyorum. Sonra telefonum titriyor. Kalbim öyle bir kalkıyor ki... Bakıyorum. Bir bankadan mesaj. Sadece bir bankadan mesaj. Ve ben yine o aptal hâlimle ekranı kapatıp tekrar açıyorum, belki bildirim kaçmıştır diye. YOK. Hiçbir şey yok.

Kaç ay oldu, bilmiyorum artık saymıyorum bile. Ama hâlâ her titremesinde sen diye bakıyorum. Bu beni deli ediyor. SENİN YÜZÜNÜ BİR KEZ BİLE GÖRMEDİM! Bir kere bile! Bir fotoğrafını bile görmedim, bir çay içmedik, bir yolda yürümedik. Sen de hiç sormadın beni. Peki sen nasıl oldu da benim bu kadar içime girdin?? Nasıl oldu da sabaha kadar uyumadan sana yazdığım o gecelerin ardından bütün bir hayatı seninle kurmaya başladım kafamda?

Abartıyorum, biliyorum. Kendime de diyorum bazen, abartma be. Kendime en çok kızdığım şey bu: bir isim vermediğin, bir sokak göstermediğin birine bu kadar bağlandım. Sen sağ ol. Ama sen de şaşırma, çünkü suçun büyüğü benim. Ben buna izin verdim. Ben her gece senin "uyudun mu" diye yazmanı bekledim. Ben o sesli mesajı defalarca dinledim. Ben sana bir düğünün fotoğraflarını anlatırken bile sesin gülüyordu ya, hani şu "öyle bir gün olsun" dediğin gece... İşte ben o geceye kapıldım. O gece yoktu belki de. Ben o geceyi kafamda ben yaptım.

Şimdi gelelim asıl meseleye. Telefonumda hâlâ o ses kaydın duruyor. SİLMİYORUM. Her seferinde "bu akşam sileceğim" diyorum, sonra yatağa giriyorum, parmağım oraya gidiyor. Bir ses. Bir cümle. Senin sesin. Kısacası... seni dinliyorum. Sen orada konuşurken bilmiyorsun ama ben her seferinde ilk kez dinliyormuş gibi oluyorum. Sonra kapatıyorum. Sonra yine açıyorum. Kendime söz veriyorum: yarın sileceğim. Yarın bir şey oluyor, silmiyorum.

Bir de o mektup var. Uzun uzun yazdığım, bir kelimesini bile göndermediğim o mektup. Her gece açıp okuyorum. Kendi yazdığımı okuyorum ve yine ağlıyorum. Bu ne biçim iş ya?! İnsan kendi yazdığına ağlar mı? Ben ağlıyorum. Çünkü orada sen varsın. Çünkü orada ben, en çıplak hâlimle, "bana bir şey söyle" diye yalvarıyorum. GÖNDEREMİYORUM. Elim gitmiyor. Bir tuşa basacağım, sadece bir tuşa. Ama basamıyorum. Çünkü biliyorum, gönderirsem cevap gelmeyecek. Ve o sessizlik, şu anki sessizlikten daha çok canımı yakacak. O yüzden mektup orada duruyor. Ben de her gece onunla beraber oturuyorum.

Bazen öyle bir öfke geliyor ki... Hani sen bana "sabaha kadar konuşalım" demiştin ya, ben de diyorum ki: madem bu kadardı, neden o kadar konuştun? Madem hep bir bahaneyle buluşmayı erteleyecektin, neden "bir gün" dedin? Neden benim hayatıma girdin de sonra sessizce çıktın? Bana bir açıklama bile borçlusun, bir mesaj, bir "özür dilerim", bir şey! Ama yok. Sen gittin ve ben burada kaldım. Sanki ben bir yerde unutulmuş bir eşyayım. Sanki senin hayatında bir geceydim, geçtim, bitti.

Ama sonra... sonra yine o ses kaydına dönüyorum. Ve öfkem geçiyor. Çünkü sesin hâlâ aynı. Çünkü o gece gerçekti. Sen orada gerçekten vardın. Ben de vardım. İkimiz de uykusuzduk ve dünya o an sadece bizim iki kişilikti. Bunu hiçbir şey silemez, ne sen ne ben. Ne kadar kızgın olsam da... seni özlüyorum. Hem de nasıl. Ve bazen, çok yorgun olduğum bir gece, telefonuma bakıp "belki" diyorum. "Belki bugün yazar." Belki bugün o kapıyı çalar. Belki.

Allah'ım, ne kadar da saçma. Yüzünü görmediğim bir adam için dua ediyorum. Nasip diyorum, kader diyorum, olur mu diyorum. Kendime gülüyorum sonra. Ama içimden bir ses hâlâ "bir mesaj yeter" diyor. BİR MESAJ YETER! Sadece bir "nasılsın" yeter bana. O kadar mı zor?

Bu akşam yine o ses kaydını dinleyeceğim. Biliyorum. Yine silemeyeceğim. Yine mektubu açıp okuyacağım. Ve yine sabah, telefonuma bakıp hiçbir şey bulamayacağım. Ama belki... belki bir gün. Belki bir gün bu deftere veda yazarım. Şimdilik sadece bunu bırakıyorum buraya. Sen de bir yerlerde okuyorsan bunu bil: sesin hâlâ bende. Ve ben hâlâ bekliyorum. Aptal gibi. Ama bekliyorum.

8,3 / 10

Giriş yap, bu yazıya puan ver.

Yorumlar

  1. O ses kaydını silmeyişini öyle iyi anlıyorum ki… Ben de yıllar sonra gelen bir "nasılsın"a üç gün cevap yazamadım. Senin o gönderemediğin mektup var ya, belki de en çok o yüzden susuyor insan 🥺

  2. O ses kaydı... ben hâlâ sabahki "günaydın"larını silemiyorum, her seferinde son kez diyorum ya, sonra yine açıyorum 🙈 Senin o gönderemediğin mektup var ya, işte benim çekmecemdeki kutu de aynı şey — el gitmiyor be, çünkü cevapsız kalmak en çok can yakıyor 🫂

  3. yorgun_kalp yazdı: “O ses kaydını silmeyişini öyle iyi anlıyorum ki… Ben de yıllar sonra gelen bir "nasılsın"a üç gün cevap yazamadım. Senin o gönderemediğin mektup var ya, belki de en çok o yüzden susuyor insan 🥺”

    Üç gün beklediğin o "nasılsın"a cevap veremediysen, bilirim o ağırlığı... Benim mektup da öyle susuyor işte, göndersem gelecek cevabın sessizliğinden korkuyorum 🥺

  4. O bankadan gelen mesaj yerine o bildirimin gelmesini beklemek... ben de aynı yerdeyim, telefonu kapatıp açıyorum, aptal gibi 🥺 Ama asıl takıldığım yer şu: 'o geceyi kafamda ben yaptım' dedin ya, işte orası en çok koyan yer, çünkü gerçek olan neydi bilmiyoruz bile..

  5. yolculuk yazdı: “O bankadan gelen mesaj yerine o bildirimin gelmesini beklemek... ben de aynı yerdeyim, telefonu kapatıp açıyorum, aptal gibi 🥺 Ama asıl takıldığım yer şu: 'o geceyi kafamda ben yaptım' dedin ya, işte…”

    İşte o bilinmezlik yakıyor en çok ya 😔 Gerçek olan neydi, o gecelerdeki adam gerçekten var mıydı, yoksa ben mi boyadım her şeyi... Bunu asla öğrenemeyeceğim ve bu belki de ayrılıktan daha ağır geliyor bazen 🥺

  6. O gönderemediğin mektup… Benim de bir fincan var, hâlâ aynı yerde duruyor, ona söyleyemediğim şeyleri hep ona söylüyorum kafamda. Senin o ses kaydını dinlerken ilk kez dinliyormuş gibi olman çok tanıdık, ben de hastane koridorunda durup aynı cümleyi tekrar ediyorum içimden.. Ve evet, insan kendi yazdığına ağlıyor, çünkü orada en çok kendisi kalıyor 🥺

  7. yalnizgezen yazdı: “O gönderemediğin mektup… Benim de bir fincan var, hâlâ aynı yerde duruyor, ona söyleyemediğim şeyleri hep ona söylüyorum kafamda. Senin o ses kaydını dinlerken ilk kez dinliyormuş gibi olman çok…”

    O fincanın aynı yerde durması, dilsiz birine dert anlatmak gibi ama insan en çok ona anlatıyor 🥺 "Orada en çok kendisi kalıyor" deyişine bir şey diyemedim, çünkü mektubu her açtığımda o satırlardaki kadına ağlıyorum 🫂

Yorum yazmak için giriş yap ya da kayıt ol.

Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar