O Paket
Biliyor musun, bu saatte hâlâ uyanık olmamın tek sebebi sensin. Yine vapurdayım. Gece vapurunda. Hani şu bizim hiç binemediğimiz, hep ertelediğimiz vapur var ya... İşte ben artık ona tek başıma biniyorum. Her seferinde cam kenarına oturuyorum, telefonumu çıkarıyorum, bir şey yazacakmışım gibi yapıyorum. Sonra bir bakıyorum, ekran bomboş. Sen yoksun.
Dün gece yine dolabı açtım. O paket hâlâ orada duruyor, biliyor musun? Hani sana almak için günlerce düşündüğüm, sonra kurdelesini bile özenle bağladığım o paket. Onu vereceğim günü hayal ediyordum. Ne diyecektim, biliyor musun? "Al bakalım, aylardır konuşuyoruz ama ilk defa bir şey veriyorum sana." Diyecektim, gülecektim, belki de utanacaktım. Ama sen o paketi hiç görmedin. Ben de o gün paketi elime alıp sana doğru yola çıkamadım. Çıkamadım işte. Ya beğenmezsen diye değil, ya gelmezsen diye, ya beni görünce başka biri olursan diye korktum.
Oysa ne kadar kolaydı, değil mi? İki yaka arası bir vapur. Yarım saat. Belki kırk dakika. Ben senin sesini duymak için aylarca o sesli mesajları dinlerken, bir vapur yolculuğu kadar uzağındaydım senden. Şimdi düşünüyorum da... ya, ne kadar aptalmışım. Aptal değildim de, korkuyordum işte. Ama senin de hiç aceleci bir hâlin yoktu. Hiç "gel" demedin. "Bir gün" dedin hep, "bir gün buluşuruz." O bir gün hiç gelmedi be.
Ve sonra mesajlar azaldı. Önce günde üçtü, sonra iki, sonra bir... Bir sabah uyandım, "günaydın" yazmamışsın. Bekledim. Öğlene kadar bekledim. Akşam oldu, hâlâ yok. Ertesi gün yazdım, "iyi misin?" diye. Gördün mü, bilmiyorum. Belki gördün, belki görmedin. Ama cevap gelmedi. O gün bugündür de gelmiyor. Ne bir açıklama, ne bir veda, ne bir "özür dilerim." Hiçbir şey. Sadece sessizlik. O sessizlik içimde bir yere oturdu, kalkmıyor işte.
Ben de sana kızmak istiyorum, inan. Gerçekten istiyorum. Hatta bazen kızıyorum da. "Bu kadar mıydı?" diyorum kendi kendime. "Aylarca konuştuğun insana bir 'hoşça kal' bile yazmadın mı?" Seni suçluyorum, sonra bir bakıyorum ki yine seni düşünüyorum. Yine o sesli mesajı dinliyorum. Yine camdan dışarı bakıyorum, karşı yakaya bakıyorum, acaba orada mısın diye. Ve sonra kendime kızıyorum. Çünkü sana kızacağıma hâlâ seni özlüyorum. Hâlâ... hâlâ o paketi vermediğim için kendime kızıyorum. Belki verseydim, belki o zaman her şey başka olurdu.
Yani aslında demek istediğim şu: ben seni unutamıyorum. Unutmak istemiyorum da belki. Çünkü sen, o vapurda telefonumu karıştırırken karşıma çıkan o yorumun sahibi, benim hiç yaşayamadığım hikâyenin başrolüsün işte. Ben o hikâyeyi hâlâ içimde yaşıyorum. Her gece vapura biniyorum, telefonuma bakıyorum, bir mesaj var mı diye. Yok. Hep yok.
O paket hâlâ orada duruyor. Ben hâlâ iki yaka arasında gidip geliyorum. Senin olduğunu bildiğim bir yerde, senin hiç olmadığın bir hayatın içinde. Belki bir gün... bilmiyorum. Ama bu gece yine sensizim işte. Yine o boş ekran, yine o cam kenarı, yine ben. Ve yine o paket. Hep o paket.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.