O köşe masa
Geçenlerde bir düğünde, masanın ucunda oturuyordum. Karşımda bir çift, kırk yıllık evli, adam kadının tabağına yemek koyuyor, kadın adama bakıp gülüyor. Ben de elimdeki çatalı çevirip duruyordum. İçimden dedim ki, ne güzel, demek böyle de olabiliyormuş. Sonra aklıma o kafenin köşesindeki masa geldi. Hani şu pencere kenarındaki, arkası duvara dönük olan. Sen orada oturmuştun ilk gün, ben kapıdan girmiştim, sen bana bakıp gülümsemiştin. Ben o gün aylardır ilk kez gülümsediğimi fark etmiştim. Ne kadar da hafifti her şey, di mi.
Bana güvenmeyi yeniden öğreteceğine söz vermiştin. Hani o akşam, çaylarımız soğumuştu, sen elini masaya koyup "bu sefer farklı olacak" demiştin. Ben inanmıştım. İnanmak istemiştim belki de. Çünkü biri elini uzatınca tutuyorsun işte, tutmamak olmuyor. Sen o el olmuştun. Ama sonra fark ettim ki, o el bir yandan da başka bir yere uzanıyormuş.
Telefonundaki mesajları hiç silmemiştin, biliyorum. O gece sen içeride uyuyordun, nefesin düzenliydi. Ben salondaki koltukta oturuyordum, telefonun şarjda takılıydı, ekran arada bir yanıp sönüyordu. Bir bildirim geldi. Sonra bir tane daha. Bakmadım önce. Sonra ekran bir daha yandı, o adı gördüm. O adı. Aylardır süren bir yazışma. Aylardır. Ben senin yanındayken, sen oradaymışsın. Ben seninle konuşurken, sen onunla yazışıyormuşsun.
Yüzüne vurduğumda inkâr etmedin. Keşke etseydin. Keşke bağırsaydın, çağırsaydın, yalan söyleseydin. Ama sen sadece bana baktın ve dedin ki: "Sen zaten güvenmeyi bilmiyorsun."
O an ne ağladım ne bağırdım. Sadece çantamı aldım ve çıktım. Kapıyı bile çarpmadım. Sessizce çıktım. Merdivenlerden inerken ayak seslerim bile duyulmuyordu, o kadar sessiz. Ama içimde bir şey kırıldı, hâlâ da orada duruyor, kımıldamıyor.
Şimdi gecenin bir yarısı, yatakta, tavanı izliyorum. Uyuyamıyorum. Aklımda hep aynı soru: ben mi yanlış yaptım? Güvenmeyi bilmiyor muyum gerçekten? Belki de haklıydın. Belki de ben zaten kimseye güvenemiyorum, bu yüzden her şeyi mahvediyorum. Ama sonra düşünüyorum, hayır. Ben sana güvenmiştim. İşte bu yüzden canım yanıyor. Güvenmeseydim yanmazdı.
Ve işte en kötüsü... ben hâlâ o kafenin köşesindeki masayı düşünüyorum. Hani şu pencere kenarındaki. Bazen kendi kendime diyorum, bir gün gidip oraya otursam, bir çay söylesem, ne olur? Belki de hiçbir şey olmaz. Ama korkuyorum. Aynı hataya düşmekten korkuyorum. Bir daha birine güvenip, sonra aynı şeyi yaşamaktan. Ama bir yandan da... bir yandan da o masayı özlüyorum. Seni değil. O masayı. O günü. O gülümsemeyi.
Şimdi biri bana "bırak artık" dese, hak veririm. Ama bırakamıyorum işte. İçimde bir yer hâlâ o kafede, o köşede, o çayın buğusunda duruyor. Ve sen... sen hâlâ orada mısın, bilmiyorum. Ama ben artık orada değilim. Olamıyorum.
Bir yanım hâlâ diyor ki, keşke o bildirim hiç gelmeseydi. Keşke o gece hiç gitmeseydim salona. Keşke...
Giriş yap, bu yazıya puan ver.