Aşk Defteri
Özlem yazıları

Özlem Ayrılık Mektup

O hediyeyi hâlâ saklıyorum

rastlanti

· 2 dk okuma

Eski sevgilim… yine bu saatte seni düşünüyorum. Uyumam lazım, yarın erken kalkacağım biliyorum ama beynimin içinde bir ses susmuyor. O ses senin sesin. O silmek için saatlerce uğraştığım, sonra dayanamayıp geri getirdiğim ses kaydındaki sesin.

Hani şu "sadece sen" dediğin geceler vardı ya? Ben onlara inanmıştım. Gerçekten inanmıştım. Bir başkasıyla çıktığını en baştan söyleyebilirdin ama sen yalan söylemeyi seçtin. Mesajlar, gizli buluşmalar, o kalabalık piknikte bana attığın o ilk bakış… Hepsi bir oyundu değil mi? Ben o günü hatırlıyorum: kutuyu elime aldım, kurdeleyi bağlamak için parmaklarım titriyordu. Sonra telefonum çaldı, senin sesini duydum ve her şey bitti. APTAL GİBİ!!!

O doğum günü hediyesini hâlâ saklıyorum. Kutunun içinde ne olduğunu sorma, söylemem. Ama her dolabı açtığımda gözüm ona takılıyor ve göğsümün tam ortasında bir şey sıkışıyor, taş gibi oturuyor oraya. Vermedim işte. Veremedim. Çünkü o gün sen başkasıyla çıktığını itiraf ettin ve ben o kutuyu elimde tutarken öylece kaldım. Öylece kalakaldım, ne diyeceğimi bilemedim.

Şimdi her yeni mesaj geldiğinde kalbim hızlanıyor. Tanımadığım bir numara bile olsa bir an "acaba" diyorum. Sonra kendime kızıyorum. Sana değil, kendime. Çünkü hâlâ bir yerlerde o "sadece sen" cümlesinin doğru olabileceğine inanan bir kız var ve ben o kızı susturamıyorum. Üç yıl. Koca üç yıl. Kaç gece o ses kaydını dinleyip ağladım saymadım bile.

Canımı sıktın. Ama daha çok kendime kızgınım. Hissettiğim her şeye rağmen hâlâ seni merak ediyorum ya, işte ona deli oluyorum. NEFRET EDİYORUM BU ZAYIFLIĞIMDAN!!

Az önce kalktım, dolabı açtım yine. O kutu hâlâ orada, üstündeki kurdele bile aynı yerde duruyor. Parmağımı kurdelenin üstünde gezdirdim. Bir daha bağlamadım. Bağlayamadım. Sonra telefonu elime aldım, o ses kaydını açtım. Senin sesin. "Sadece sen." Bir kez daha dinledim. Bir kez daha. Sonra kapattım. Ama silmedim. Yine silmedim. Neden silmiyorum, onu da bilmiyorum. Belki o kutudakini sana veremediğim gibi, bu sesi de kalbimden hiç söküp atamayacağım. Bilmiyorum işte. Ama bu gece de böyle.

9,0 / 10

Giriş yap, bu yazıya puan ver.

Yorumlar

  1. O kurdelenin üstünde parmağını gezdirip bağlayamadığın yeri biliyorum... ben de her hafta bir zarfın kapağını kapatırken aynı şeyi yaşıyorum, içindeki cümleyi söyleyemeden. Vermediğin o kutu, bir gün kendine verdiğin ilk şey olsun. 🫂

  2. masum_kiz yazdı: “O kurdelenin üstünde parmağını gezdirip bağlayamadığın yeri biliyorum... ben de her hafta bir zarfın kapağını kapatırken aynı şeyi yaşıyorum, içindeki cümleyi söyleyemeden. Vermediğin o kutu, bir gün…”

    O zarfı her kapatışında içindeki cümleyi bir kez daha susturuyorsun demek... ben de o kurdelenin ucunu her tutuşumda aynı şeyi yapıyorum, kutuyu değil kendimi bağlıyorum sanki 🥺 Veremediğim o kutu bir gün kendime verdiğim ilk şey olsun, bu cümleyi aklımın bir köşesine yazdım.

  3. O ses kaydını silmeyişini o kadar iyi anlıyorum ki... ben de kırmızı atkıyı dolabın arkasına kaldırdım ama bir türlü atamıyorum, her açışta gözüm ona takılıyor. Senin kutun, benim atkım; ikisi de vermediğimiz bir şeyin ağırlığını taşıyor 🥺

  4. O kurdelenin üstünde parmağını gezdirip de bağlayamadığın an... ben o anı başka bir kutuda yaşadım, mesajların hiç silinmediğini öğrendiğim gece. Adam bana "sen zaten güvenmeyi bilmiyorsun" demişti, ben de çantamı alıp çıkmıştım. Sen hâlâ dinliyorsun, ben hâlâ o köşe masayı düşünüyorum; ikimiz de vermediğimiz şeyin ağırlığını taşıyoruz 🥺

Yorum yazmak için giriş yap ya da kayıt ol.

Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar