O gülümseme
Akşam oldu yine. Hava hâlâ soğuk, ama günler uzamaya başladı. Pencerenin önünde oturuyorum, çay soğudu. Kaldırmaya üşendim.
Bu aralar iyiyim. Gerçekten iyiyim. Kimseye bir şey anlatma ihtiyacı duymuyorum, kimseye bir şey sormuyorum. Sadece bazen...
Biliyorsun.
O fotoğraf hâlâ telefonumda. Silmedim. Silmeyi denemedim bile. Geçenlerde bir arkadaşım "artık kaldır şunu" dedi. Kaldırmadım. Kaldıramadım. Ama açıp uzun uzun bakmıyorum da artık. Arada bir, elim alışmış işte, açıyorum, bakıyorum, kapatıyorum. Bir şey hissetmiyorum sanıyorum. Sonra bir şey oluyor.
Gülümsüyorsun ya hani. O gülümseme. Bir zamanlar bana bakarken gülümserdin böyle. Kitapçıda ilk gün. Bir kitabı karıştırıyordum, sen yanımda duruyordun, hiç konuşmadın. Ben de konuşmadım. Sonra baktım, gülümsüyordun. O sessizlikte hiç rahatsız değildim. Bunu sana hiç söylemedim. Birinin yanında susmanın bu kadar rahat olabileceğini ilk defa senin yanında hissettim. Sonra da hiç unutmadım.
Şimdi o gülümsemeyi başkası için yapıyorsun. Öyle diyorlar. Öylesin işte.
Kızmadım bak, hâlâ kızmadım. İlk duyduğumda bir şey olmadı. Hatta sakin sakin "hı" dedim, telefonu bıraktım, çayımı içtim. Sonra gece oldu, ışığı kapattım, yattım. Uyumadan önce bir şey kırıldı içimde. Nereden kırıldı bilmiyorum. Ama o gece sabaha kadar uyuyamadım.
Bizim zamanımız vardı, bitti. Başka şehir dedin, ben "git peki" dedim. Sen "gelirim" dedin. İkimiz de yalan söyledik sanırım. Ya da o an gerçekten inandık. Bilmiyorum. Ama bir gün olsun "gel" demedim sana. Sen de "geliyorum" demedin. İşte böyle bitti. Kavga yok, gürültü yok. Sadece iki kişi birbirine "sonra" dedi ve sonra hiç gelmedi.
Geçenlerde o kitapçının önünden geçtim. Hani ilk gün seninle sustuğumuz yer. Yürüdüm, durmadım. İçeri bakmadım. Ama vitrindeki kitabı gördüm, aynı yerde, aynı rafta. Bir an "acaba içeride mi" diye düşündüm. Sonra kendime güldüm. Değilsin. Biliyorum. Yine de düşündüm işte.
Şimdi ben buradayım. Deniz aynı. Ben aynı mıyım? Değilim. Ama kötü de değilim. Galiba.
Biliyor musun, bu aralar bir şeyler düşünüyorum. Mesela diyorum ki: ben seni özlemiyorum belki de. Yanında susmayı özlüyorum. Birinin, hiçbir şey söylemeden, sadece orada olmasını. Seni değil de o hissi. Ama sonra aklıma o gülümseme geliyor ve diyorum ki: hayır, ben seni özlüyorum. Bunu kendime itiraf etmek zor geliyor bazen. Ama ediyorum.
Şimdi başkasının yanında gülümsüyorsun. O da belki senin sessizliğinden hoşlanıyor. Belki de hiç farkında bile değil. Bilmiyorum.
Ben ne yapıyorum peki? Hiçbir şey. Silmiyorum fotoğrafı. Silmeyeceğim de galiba. Ama artık her gün açmıyorum. Haftada bir, belki on günde bir. O da alışkanlık işte. Sonra kapatıyorum, geçiyor. Geçiyor mu gerçekten? Bilmiyorum. Ama geçiyormuş gibi yapıyorum, o da yetiyor bana.
Bugün tam bir yıl oldu mu bilmiyorum. Hatırlamıyorum. Günleri saymayı bıraktım çünkü. Bir zamanlar sayıyordum, ay sayıyordum, hafta sayıyordum. Şimdi sadece mevsimlere bakıyorum. Kış bitti, bahar geliyor. Bu sene bahar güzel olacak mı? Bilmiyorum.
Sen evlisin artık. Ben bekârım. Bu bir yarış değil. Ama bazen kendime kızıyorum. Niye hâlâ buradasın diyorum. Niye hâlâ aynı şehirde, aynı odada, aynı çayı içiyorsun? Sonra cevap veriyorum kendime: çünkü hayat devam ediyor. Ve ben hayatı seviyorum. Seni de sevmiştim. Geçti. Geçmedi mi? Geçti.
Bilmiyorum işte.
Yazacak bir şeyim kalmadı. Ama içim dolu. Söyleyecek söz de bulamıyorum. Sadece sustum. Senin yanında susmayı sevmiştim ya hani. Şimdi kendi kendime susuyorum. O kadar.
Mutlu ol. Gerçekten mutlu ol.
Ben de olacağım. Sanırım.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.