O fotoğraftaki kadın
Sevgilim,
Gece yarısı oldu, ev sessiz. Yine o fotoğrafın karşısındayım. Hani şu düğünde çekilen tek kare. Elimde kala kala o kaldı. Bakıyorum, bakıyorum... o kadını tanımıyorum. Gülümsüyor, evet, ama gözlerinde bir şey var. Korku var, suskunluk var. Ya, ben o kadına kızıyorum. Kendi kendime kızıyorum be. O kadın benim işte. Ama tanımıyorum.
O gece annem "o çocuk olmaz" dediğinde içim yandı. Hatırlıyorum. Ama sustum. Babamın yüzüne bakamadım, bakamadım işte. Sen o kış akşamı "sen ailenin sözünden çıkmazsın" deyip gittin ya... O an ne diyeceğimi bilemedim. Söyleyemedim. İçimde kaldı. Hâlâ içimde. Keşke "çıkarım" deseydim. Keşke "senin için çıkarım" deseydim. Söyleyemedim. Söyleyemedim...
Şimdi kırk üçümdeyim ve dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum. Suçlu sensin diyemem, annem de değil. Suçlu benim korkum. Benim korkum be. Ona kızıyorum, kendime kızıyorum, sonra yine sana dönüyorum. Hep sana dönüyorum.
O düğünde, o kalabalıkta, sofranın ucunda sana söylemem gereken tek şey vardı: "Seninleyim." Bunu sana hiç söyleyemedim. O fotoğraftaki kadın da o cümleyi hiç söyleyemedi.
Geçen gün telefonuma bir mesaj düştü. Bir arkadaşım, "biliyor musun, o artık evli, iki çocuğu varmış" dedi. Öylece kaldım. Kızmadım, sevinmedim de. Sadece baktım ekrana. Sonra yazdım: "iyiymiş, sevindim." Yalan. Ama söyleyebileceğim en doğru yalan buydu.
O kadını artık suçlamıyorum. Sadece kırgınım. Kendime kırgınım. Sana değil... sana değil.
Umarım iyisindir. Umarım bir yerlerde gülüyorsundur. O gece sofrada sana söyleyemediğim cümle hâlâ burada, dilimin ucunda duruyor. Söyleyemedim işte. 🙈
Giriş yap, bu yazıya puan ver.