Aşk Defteri
Özlem yazıları

Özlem İtiraf

O Fotoğrafa Yine Baktım

bulutsever

· 2 dk okuma

Uyumam lazım, yarın erken kalkacağım ama telefonu elime almışım bir kere, galeride aşağı doğru kaydırıyorum işte. Ve yine orada. O düğün fotoğrafı. Kaç kere baktım bilmiyorum artık. Her seferinde aynı şeyi arıyorum sanki, belki bir gün farklı bir şey göreceğim diye.

İkimiz de gülüyoruz. Ben başımı hafifçe sana doğru eğmişim, sen zaten hep gülen adamdın, biliyorum. Ama o fotoğrafta bir şey var ki gözümden kaçmıyor. Aradaki o boşluk. Ellerimiz birbirine değmiyor mesela, senin kolun benim omzuma dolanmamış. Gülüyoruz ama iki ayrı insan gibi gülüyoruz. Yan yana gelmiş iki tanıdık. 'Biz' değiliz o karede. Hiç olamadık zaten.

Sen o gece saatlerce konuştun benimle. Hatırlıyor musun, masanın kenarında iki kişi kalmıştık, herkes oynuyordu, biz öyle dalmışız ki müziği bile duymamışız. Ben içimden 'işte' demiştim, 'işte sonunda'. Ne kadar safmışım. Sonra her gün yazmaya başladın. Sabah 'günaydın'lar, gece yarısına kadar süren sohbetler. Ben her mesajında bir şey arıyordum, bir işaret, bir cümle. Sen hiç öyle bir cümle kurmadın.

Bir akşam parkta oturmuştuk, hani şu çay bahçesinin yanındaki. Hava serinlemişti, ben üşüdüm demiştim, sen ceketini çıkarmadın ama elimi tuttun. Öylece. Hiçbir şey söylemeden. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki duyacaksın sandım. O an bana öyle geldi ki artık bir şey söyleyeceksin, artık bir yere varıyoruz. Sonra ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi 'naber' yazdın. NABER!!! Sanki elimi tutan sen değildin, sanki o akşam hiç yaşanmadı!!

İşte o gün anladım. Beklediğim şey bir hayaldi. Sen bana hiçbir zaman o cümleyi kurmayacaktın. Ben senin için belki de sadece iyi bir sohbettim, bir arkadaş, bir alışkanlık. Bunu kabullenmek o kadar zor geldi ki. Hâlâ da tam kabullenemedim galiba, yoksa bu saatte bu fotoğrafa bakıyor olmazdım.

Bazen sana öyle kızıyorum ki. 'Madem bir şey hissetmiyordun, neden elimi tuttun?' diye bağırmak istiyorum yüzüne. Neden bana o kadar yakın davrandın, neden her gün yazdın, neden beni o boşluğa düşürdün? Ama sonra... sonra yine yumuşuyorum. Çünkü biliyorum, sen kötü biri değilsin. Sadece bilmiyordun. Ya da belki biliyordun da söylemeye cesaret edemedin. Her neyse.

Bazen de kendime kızıyorum. Keşke o gece ben söyleseydim. Keşke 'ben senden hoşlanıyorum, sen ne hissediyorsun?' diye sorsaydım. Belki o zaman bu kadar uzamayacaktı, bu kadar içime işlemeyecekti. Ama söyleyemedim. Hep bekledim. Hep bir işaret bekledim senden. Sonunda işareti ben buldum: o fotoğraftaki boşluk. İkimizin arasında kalan o bir karışlık mesafe. Her şeyi anlatıyordu aslında.

Şimdi ne mi hissediyorum? Yorgunum. Ama hâlâ inanmak istiyorum bir yerde. Birinin bir gün benim elimi tutarken ertesi gün de tutacağına, 'biz' diyeceğine, o boşluğu dolduracağına. Korkuyorum tabii. Bir daha aynı şeyi yaşamaktan, yine bir fotoğrafa bakıp kalmaktan. Ama korkuyla yaşanmıyor be. İnsan yine de sevmek istiyor.

Bu fotoğrafı silmeyeceğim. Belki bir gün baktığımda artık bir şey hissetmem, o zaman anlarım işte. Şimdilik bırakıyorum buraya, bu geceye, bu deftere. Şunu da bil: seni sevdim. Sessizce, uzun uzun, belki de hâlâ seviyorum. Keşke bunu bir kere olsun bilebilseydin.

8,8 / 10

Giriş yap, bu yazıya puan ver.

Yorumlar

  1. O boşluğu ben de aradım bir zamanlar, elimi tutan adamın ertesi gün "naber" yazmasını hâlâ unutamıyorum. Sen o cümleyi kurmadın, ben de kurmadım; şimdi çantamda sararmış bir mektupla geç kalmış bir çayın sıcaklığı arasında kalıyorum. Bazı eller tutulur da sahiplenilmez, bunu kabullenmek yıllar alıyor. 🥺

Yorum yazmak için giriş yap ya da kayıt ol.

Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar