Kutuyu bu sefer açmadım, sadece baktım
Yatağın kenarında oturuyorum. Elbise dolabının en altında, öteki tarafa kaymış, senin çoktan unuttuğun o kutu var ya. Bu sefer açmadım. İnan bana açmadım. Sadece çektim, dizimin üstüne koydum, öylece baktım.
Bir buçuk sene ya, bir buçuk sene. Şimdi düşünüyorum da o kütüphanedeki masada sen kulaklığını hiç çıkarmazdın, ben de sana bakmamak için kırk takla atardım 🙈 Sonra bir gün kulaklığın teki düştü, ben de eğilip aldım, işte her şey orada başladı. Ne romantik, di mi? Ben de öyle sanmıştım.
Ama şimdi anlıyorum ki... ya da anlamak istiyorum, bilmiyorum. Biz birbirimizi sevmedik belki de. İkimiz de o masada yalnızdık, ikimiz de o yalnızlığa bir arkadaş arıyorduk. Sen bana geldin, ben sana. Aşk sandık. Aşk sandııım 😔 Sonra yüzük geldi, nişan oldu, her şey yoluna girdi derken biz çıktık ortadan. İkimiz de. Haberimiz bile yoktu.
Şimdi o kutuyu her açtığımda önce sana kızıyorum. Sonra kendime. Sonra... sonra gülüyorum be. Gülüyorum çünkü komik. Komik işte. Elimde bir kutu, içinde bir yüzük, ben ortada kalakalmışım 🫠
Sen bana hiç sormadın, ben de sana sormadım. Sen beni sevdin mi, yoksa yalnız kalmamak için beni mi seçtin? Bunu söyleyemedim. Söylesem her şey yıkılacaktı, ben de sustum. Sen de sustun. İkimiz de sustuk ve sonunda o sessizlik bizi boğdu.
Canımı sıktın. Ama sonra düşünüyorum, ben de aynı şeyi yaptım ya. Belki de en çok kendime kızıyorum. Kendimi sana kaptırdım derken, aslında kendimi kendimden kaçırmışım. Bu benim suçum, senin değil.
O yüzüğü atamıyorum. Atmak istemiyorum. Ama takmak da istemiyorum. Öylece duruyor orada, benimle birlikte bekliyor. Neyi bekliyorsak artık 🙊
Bu mektubu sana göndermeyeceğim, biliyorsun. Kendime yazıyorum. Ama bu gece artık kendime yalan söylemeyeceğim: ben seni değil, o masadaki yalnız hâlimi sevmişim. Onu özledim. Onu kaybettim ve geri getiremiyorum. İşte bu kadar basit. Bu kadar basit ve bu kadar zor.
Kutuyu yerine koydum. Bu sefer içimde bir şey kırılmadı. İlk defa.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.