Kutunun İçindeki
Pazar gecesi yine. Yarın herkes işine gücüne dönecek, ben yine aynı yerde kalacağım. Bunu neden yazıyorum bilmiyorum. Belki birine söylemek istiyorum da söyleyecek kimsem yok. Ya da var da söylemeye yüzüm yok.
Bugün yine o çekmeceyi açtım. Biliyorum. Yine. Kutuyu elime aldım, kenarları yıpranmış artık, kaç kere açtım kapadım saymıyorum. İçinde sana aldığım o ince gümüş bileklik var, hani üzerinde minik bir harf olan. Kutusunun içine bir de fotoğraf koymuştum. İkimiz. Bir kafede, sen gülerken çekilmiş. Arkasına bir şey yazmıştım, el yazımla. Şimdi okuyunca kendime gülüyorum, o cümleyi yazarken ne kadar emindim her şeyden. O gün sana verecektim, gelecektin, gelmedin. Ben de kutunun kapağını kapattım, çekmeceye koydum.
Sonra telefonu açtım, en son yazdığım mesaja baktım. Okudum, kapattım, yine okudum. Cevap yok. Bir hafta oldu, iki hafta, saymıyorum artık. Ama her bildirimde içim bir tuhaf oluyor, bakıyorum, reklam. Yine reklam.
Sana kızmıyorum artık. Ya da kızıyorum da... kime kızacağımı şaşırdım. En çok kendime kızıyorum. Çünkü bile bile yapıyorum. Her seferinde biliyorum geleceğini, iki gün kalıp gideceğini biliyorum, yine de kapıyı açıyorum. SEN GELDİĞİNDE YİNE AÇACAĞIM!! Bunu biliyorum işte, asıl buna deli oluyorum!!!
Dün gece rüyamda o bilekliği takmıştın, kolunu uzatıp bana bakıyordun. Uyanınca bir süre yerimden kalkamadım. Kalkıp çekmeceye baktım, kutu yerinde. Bileklik içinde. Sen yoksun.
Belki bir gün o kutu boşalır, bileklik bir bileğe takılır. Belki de ben o kapağı bir daha hiç açmam. Şimdilik yine çekmecede, yine bekliyor. Ben de öyle. Her bildirimde önce sana bakıyorum, sonra yine reklama.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.