Kızgınım sana.
Kızgınım sana. Hem de öyle bir kızgınım ki anlatamam. Ne kavga ettik ne konuştuk, bir sabah kalktım, yoktun. Bir mesaj bile bırakmadın. İnsan giderken bir cümle bırakır be. "Bitti" der, "yapamıyorum" der, ne bileyim, bir şey der. Sen hiçbir şey demedin. Ben üç sene aynı kaldırımda yürüdüğüm adama bir “neden” bile diyemeden kaldım ortada.
Ve şimdi, tam iyi olduğumu düşündüğüm bir akşam, çıkıp "Nasılsın?" diyorsun. Tek kelime. Koskoca üç senenin karşılığı tek kelime. Bütün hafta o tek kelimeyle yaşadım. Yazıyorum siliyorum. Bir tanesinde "iyiyim" dedim, yalan geldi, sildim. Bir tanesinde "sen nasılsın" dedim, çok mu koştum diye düşündüm, sildim. Bir tanesinde parmaklarım klavyede durdu öyle, ne yazacağını bilmeyen bir çocuk gibi. Sonra hepsini sildim. Sana cevap vermedim çünkü cevabım yok. Çünkü sen bana asıl soruyu sormadın.
Engelle gitsin diyorum kendime, belki de en doğrusu o. Ama engelleyemiyorum işte. Silmeyi bile beceremiyorum. Çünkü bir yanım hâlâ o kantine, o köşeye, herkes susarken konuşan sana bakıyor. İlk kez birine güvendiğim o ana bakıyor.
Nefret ediyorum senden. Nefret ediyorum ve... bilmiyorum. Belki de sadece kızmak istiyorum sana, özlemek istemiyorum. İkisi bir arada olmuyor mu, oluyormuş demek.
Kendime söz vermiştim, bir daha bakmayacağım diye. Her yıldönümünde aynı sözü verdim kendime ve her seferinde tuttum. Bu sefer de tutacağım.
Yazmayacağım sana.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.