Kına Tırnağım Hâlâ Duruyor
Canım, hani şu kırmızı kınayı yakarken avucuma tıkılan bozuk parayı biliyorsun ya… Dün gece çekmeceyi karıştırırken buldum. Hâlâ orada. Bir kuruş. Ama içimde bıraktığı ağırlık, bir kuruş değil. Hiç de değil.
Salı gecesi işte. Uyku tutmuyor. Bu aralar uykuyla aramızda bir soğukluk var zaten. Dün kına gecenizin bir yıl dönümüydü. Sen biliyor musun, ben o gün avucumu yumruk yapıp oynarken aslında ne sakladığımı? Tırnağımın ucundaki kırmızıyı. Senin yanındaki kırmızıyı. Gülümsedim, halay çektim, türkü söyledim. Herkes 'ne kadar neşeli' dedi. SEN DE DEDİN. İşte o an, o cümleyi duyduğum an, içimde bir şey kırıldı. Neşeliymişim… Tabii ya, ben senin düğününde neşe dağıtan kadın değil miyim.
Eve dönünce o mektubu çıkardım. Kağıt sararmış, mürekkep akmış. 'Seni seviyorum' diye başlıyor ya hani. Yazdığım gün üniversitede aynı sırayı paylaşıyorduk. Sen yanımda uyukluyordun, ben sana bakıp bakıp cümleyi yutuyordum. Kaç yıl oldu? Saymadım. Sayınca daha çok canım yanıyor, biliyor musun?
Şimdi o mektup sandıkta. Her seferinde 'bu sefer gönder' diyorum. Sonra kapağı kapatıyorum. Kapatıyorum çünkü sen mutlusun. Ve ben… ben hâlâ o kuruşu saklayan kadınım. 🙈
Bazen kendime kızıyorum. ÇOK KIZIYORUM. 'Sen aptalsın' diyorum, 'yıllarını heba ettin'. Ama sonra o gülüşün geliyor aklıma. Ve yine yumuşuyorum. Yine yeniliyorum kendimi. Ne tuhaf, değil mi? İnsan kendine yenilmeyi de öğreniyor bir süre sonra.
Sen bana hiç sormadın. 'İyi misin?' diye sorduğunda bile cevabım hep 'iyiyim' oldu. Oysa içimden bağırıyordum. SENİ SEVİYORUM. Yıllardır. Her ayrılığında omzun olurken içim kan ağlıyordu. Ama sustum. Hep sustum. Şimdi bu satırları yazarken bile bir yanım hâlâ susmamı söylüyor.
Canım, eğer bir gün bu yazıyı okursan… okuma. Boş ver. Ben yine sandığın kapağını kapatır, yine gülümserim. Kına tırnağım hâlâ duruyor çünkü. Ve ben hâlâ senin neşeli kadınınım.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.