Keşke düğünde tanışmasaydık
Dün gece rüyamda yine o çay bahçesindeydim. Köşedeki masa. Sırtım duvara dönük, sen karşımda. Ellerim titriyordu, sen fark ettin. O an fark etmen beni daha da heyecanlandırmıştı ya, işte o yüzden hiç unutamadım o günü.
Şimdi öğleden sonra, elimde bir çay. Ama sen yoksun. Ya, nasıl anlatsam… bazen diyorum ki keşke o düğünde tanışmasaydık. Sonra hemen vazgeçiyorum. Öyle demek istemiyorum aslında. O iki kadeh olmasa, o sohbet olmasa seni tanımayacaktım. O gece bitmesin istemiştim. Bitmedi zaten. Hâlâ içimde.
Bir hafta sonra yine buluştuk. Sonra yine. Her seferinde aynı heyecan. Şimdi o şehirdesin, ben burada. Arada bir mesafe var, biliyorum. Ama söyleyemediklerim birikiyor be. Birikiyor. Ve ben her seferinde o masaya dönüyorum.
Sonra da kızıyorum sana. Neden diyorum, neden bir mesaj bile yok? Bir çay içelim demek bu kadar mı zor? Sen gittin, ben burada kaldım, o masa da orada kaldı. Ama en çok kendime kızıyorum. Çünkü ben de söyleyemedim. Söyleyemedim işte.
O gün… o gün ellerin de titriyordu, biliyorum. Söylemedin ama gördüm. Keşke şimdi de görebilsem. Keşke karşımda olsan da yine fark etsem. Geri gel ya. Sadece bir çay içelim, o masada. Yine susalım, yine konuşalım. Yine ellerimiz titresin.
Çok özledim. Her şeyiyle özledim. 🙁
Giriş yap, bu yazıya puan ver.