Katlanmış Köşe
Yine oturdum masaya. Kalem elimde, kâğıt önümde, sen yoksun. Bu gece de sana yazacağım, yine göndermeyeceğim... belki.
Biliyor musun, ilk mektubunu hâlâ saklıyorum. O gün zarfı görünce nasıl sevindiğimi bir bilsen. Gülümseyerek açmıştım, acele etmeden, her kelimesini sindire sindire okumuştum. Köşesi katlanmıştı ya hani, hep öyle katlardın. O katlanmış köşeye her baktığımda... neyse.
Sonra mektuplar seyreldi. Önce haftada bir, sonra iki haftada bir, sonra bir ay, iki ay... Ben her gün posta kutusuna bakıyordum. Her boş kutuya, her sessiz telefona, her kısa konuşmaya bir bahane buluyordum. Yorgunum diyordun, anlıyorum diyordum. Ama anlamıyordum işte. Anlamak istemiyordum.
Bir gece yazdım sana. "Dayanamıyorum artık" yazdım, tek satır. Göndermedim. Hâlâ duruyor o kâğıt, çekmecede, diğerlerinin arasında. Her akşam yenisini ekliyorum, bir gün hepsini veririm diye düşünüyorum... ya da hiç.
Sana çok kırıldım. Özledim de. İkisi aynı anda oluyormuş, inan bana. Sonra telefonuma bakıyorum, belki bir mesaj... yok. Yine yok.
Bu gece yine seni bekliyorum. Yazdım işte, yine. Katlayacağım köşesini. Belki bu sefer gönderirim.. belki.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.