Karşımda Boş Sandalye
Yine buradayım. Uyumam lazım ama uyuyamıyorum. Yine telefona uzandım. Açacağım o mesajları, baştan sona okuyacağım, sonra pişman olacağım. Bunu bile bile yapıyorum yine de.
Bak, ilk günkü mesajın duruyor hâlâ. "Kahve içmeye ne dersin?" Yazmışsın, ben de "olur" demiştim. Ne kadar basit, di mi? İki kelime. O gün gülüşünü görünce kendimi kaybettim, hâlâ da kendime gelemedim. İki yıl. İKİ YIL! Ve şimdi aynı evin kapısından girip çıkıyoruz ama iki yabancı gibi. Sessizlik o kadar uzun sürüyor ki bazen nefesini duyuyorum ama sesini duyamıyorum. Sen orada mısın, yanımda mısın, hâlâ benimle misin, bilmiyorum. BİLMİYORUM!
Geçen ay yıldönümümüzdü. Masaya iki kahve koydum. Karşımdaki sandalye boştu. Öylece baktım. İlk kez ciddi ciddi düşündüm bunu. Bitirmeyi. Ama söyleyemedim. Yine söyleyemedim. Çünkü bir yanım hâlâ o ilk günkü "olur" diyen kızda kaldı. Hâlâ umut ediyor. Aptal mıyım? Belki. Ama seviyorum işte. Hâlâ. Hem de her şeye rağmen.
Her akşam "bitirmeliyim" diyorum kendi kendime. Sonra kapıdan bir ses geliyor, kalbim hopluyor. Belki gelir, belki konuşur, belki o eski gülüşünden bir tane daha görürüm diye. Seni özlüyorum. Hem de çok. Ama artık hangimizden bahsediyorum, bilmiyorum.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.