İki simit kadar yakın
Bu gece canım sıkkın. Sebebi yok, kimse bir şey yapmadı. Sadece içimde bir yer var, orası hep seninle dolu ve bazen taşıyor, biliyor musun…
Bir düğündeydim bu akşam. Uzak bir akrabanın düğünü işte. Müzik çalıyordu, herkes oynuyordu. Ben bir ara dışarı çıktım, hava almak için. Kapının önünde bir çocuk simit satıyordu, elinde kocaman bir tepsi. Susamları gördüm. Sadece susamları. Ve içimden bir şey koptu, öyle bir kopuş ki anlatamam.
Seni o akşamüstü kampüsün arka kapısında gördüğüm anı hatırladım. Hani iki simit almıştım, bir şişe su. Yanıma oturmuştun. Ben ne yaptım? Hava çok güzel dedim. Havadan bahsettim! Sanki içimden geçenleri söylemek yasakmış gibi.. Halbuki içimden ne geçiyordu biliyor musun? Seninle her yere giderim diyecektim. Bu kadar basit. Bu kadar zor.
Şimdi sen başka bir şehirdesin. Nişanlısın. Hayatını kurdun, mutlu ol inşallah, gerçekten. Ama bazen durup düşünüyorum, o gün ben o cümleyi söyleseydim… ne olurdu? Belki hiçbir şey. Belki her şey. Bilmiyorum ve bilmemek beni deli ediyor.
Özlemiyorum seni, hayır. Seni tanıdığım o günü özlüyorum. Bir de o simidin tadını. Ağzımda kalan o susamların… ve söyleyemediğim o cümlenin ağırlığını. Yıllardır taşıyorum, artık sırtım ağrıyor.
Belki de sadece duyulmak istiyorum. Karşılık değil, bunu artık anladım. Biri bilsin istiyorum. Biri duysun. Sen duymasan da olur…
Neyse. Düğün devam ediyor, ben içeri girmeliyim. Herkes beni arar şimdi. Ama içimde bir yer hâlâ o arka kapıda, iki simitle, seninle oturuyor. Ve ben oradan hiç kalkmadım.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.