İki Kişilik Bir Yalan
Geçenlerde birinin doğum gününe gittim. Pasta geldi, mumlar yandı. Herkes alkışlıyor, şarkı söylüyor.
Ben de alkışladım.
Ama içimden bir ses dedi ki: mum üfleyen bir adam vardı, hatırladın mı?
Hatırladım. Tabii ki hatırladım. Sen o mumları üflerken bana baktın, ben de sana. O gülümsemenin iki yıl süreceğini sandım. Meğer yanlış hesaplamışım.
Ben seninle her şeyi paylaşan biriydim. Telefonumu masaya bırakırdım, şifremi bilirdin. Sen de bırakırdın. HA BİR DE SENİN TELEFONUN VARDI. Hani şu gece yarısı titreyen, ekranını ters çevirdiğin. Ben görmeyeyim diye.
Önce inkar ettin. "Yok bi şey." Sonra özür diledin. Güzel özürdü, hakkını yemeyeyim. Gözlerin doldu. Ben de inandım. İnanmak istedim. İki ay sonra aynı mesajlar, aynı isim, aynı gece yarısı.
Ve biliyor musun, en çok ne canımı yaktı? Yalan değil. İKİ KİŞİLİK BİR YALAN. Bir yanın benimle pastayı kesiyordu, diğer yanın başka birine iyi geceler yazıyordu.
Şimdi burada tek başımayım. Gölü görüyorum her sabah. İyi geliyor mu? Bilmiyorum. Sadece bakıyorum işte. Su duruyor, ben duruyorum. Bazen dalga oluyor, bazen olmuyor. O kadar.
Dün gece yine o fotoğrafa baktım. Biliyorum, sildim demiştim. Silinmiyor işte. İnsanın kafasında silinmiyor.
Ve yine sordum: ben neyi kaçırdım?
Hangi mesajı görmedim, hangi bakışı sezmedim, hangi gece aslında gitmeliydim?
Biri bana bir şey anlatınca "tamam" diyorum, içimden "acaba" diyorum. Sonra kızıyorum kendime. Sonra yine "tamam" diyorum.
Bir adım ileri, bir adım geri. Ama yürüyorum işte.
Bu sefer mumları ben üflüyorum. Kendi doğum günümde. Kendi dileğimle.
Ve o dileği kimseye söylemiyorum. 🙊
Giriş yap, bu yazıya puan ver.