Dün gece rüyamda seni gördüm.
Dün gece rüyamda seni gördüm. Hani şu bizim masada, karşımda oturuyordun. Ama bu kez gülümsüyordun. Öyle bir gülümseme ki... uyanınca yüzüm ağrıyordu, kendi kendime gülmekten. Sonra yatağın diğer tarafına baktım. Boştu. Ve o boşluk bir anda o fotoğraftaki hâlimizi getirdi aklıma.
Bak, hâlâ kızıyorum sana. Hâlâ. Ama artık eskisi gibi değil, daha çok kendime kızıyorum. Çünkü o gece ben de gülümsemiyordum. İkimiz de gülümsemeyi unutmuş gibi duruyorduk, yan yana ama ayrı ayrı. O fotoğrafa her baktığımda tek bir şey geçiyor içimden: neden ikimiz de o an oradan kaçmak istiyorduk..
Bu sabah çekmeceyi yine açtım. O ufacık şey işte. Bir yüzük. Parmağımda bir hafta durdu, sonra çıkardım. Şimdi orada, kutuda, yanında bir de eski bir bilet. Bazen açıp bakıyorum, bir saniye. Sonra kapatıyorum. Kapatınca rahatlıyorum, açınca... bilmiyorum. İçimde boğazıma kadar biriken bir şey var, konuşsam taşacak, sussam yerinde duracak.
Annem diyor ki "bırak artık, o defteri de kapat, kendini de." Haklı belki. Ama anne, ben oraya hiç söyleyemediklerimi yazıyorum. Onun yüzüne söyleyemediğim her şeyi. Sen hep içine atarsın ya, ben de sana çekmişim işte. "Ben yapamıyorum" dediğinde ben "neden" bile diyemedim. Sadece sustum. Keşke bağırsaydım. Keşke sorsaydım. Keşke o fotoğraftaki gibi susup durmasaydım da gözlerine bakıp "ben de yapamıyorum, ama denemek istiyorum" deseydim.
Neyse... Havalar serinledi burada. Birlikte gittiğimiz o çay bahçesi vardı ya, sabahları artık kimse oturmuyor orada. Ben de oturmuyorum. Ama yanından geçerken bir saniye duruyorum. Bir saniye... sonra yürüyorum.
Yüzüğü hâlâ atamadım. Belki de hiç atmayacağım. Ama artık kendime söz verdim: bu son bakışım çekmeceye. Bugünlük. Yarın açarsam yine bir saniye, yine kapatırım. Kapanmıyor işte, napayım.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.