Çocukları yatırdım, ev sessizleşti yine.
Çocukları yatırdım, ev sessizleşti yine. Bu sessizlik başkaydı eskiden, şimdi başka. Neyse.
Dolabı toplarken bi kutu buldum, en altta kalmış. İçinden düğün fotoğrafımız çıktı. O gülüşünü unutmuşum ya, unutmuşum derken unutamamışım aslında. Yanlış söyledim, düzeltiyorum kendimi: unutamamışım. O fotoğrafın önünde bi on dakika dikildim herhalde. Çocuklar uyuyordu, kimseye güçlü görünmek zorunda değildim, yine de ağlamadım. Ağlayamadım mı, ağlamadım mı, bilmiyorum.
Fotoğrafı kutuya geri koydum, kutuyu da yatağın altına ittim. Boşanma kâğıdıysa o da duruyo işte, çekmecenin arkasında, katlanmış bi şekilde. İkisi de bu evde. İkisi de aynı hayatta duruyo. Biri yüzümü güldürüyo, diğeri elimi titretiyo.
Ben güçlü duruyorum, durmak zorundayım, çocuklarım var. Ama bu gece bi tek şey istiyorum: keşke o zaman, gitmeden önce, sana her şeyi söyleyebilseydim. Söyleyemedim be. Söyleyemedim işte…
Umarım bi gün söylerim. Umarım dinlersin.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.