Aşk Defteri
Özlem yazıları

Özlem Ayrılık İtiraf

Çekmecedeki O Fotoğraf

uc_satir

· 2 dk okuma

Bu saatte uyuyamıyorum yine. Bütün ev sessiz, sadece buzdolabının sesi var bir de benim içimdeki o uğultu. Kalktım, mutfağa gittim, su içtim. Sonra ayaklarım beni yine o çekmeceye götürdü. Açmadım ama. Elimi üstüne koydum, öyle durdum. İçinde ne olduğunu biliyorum zaten, yıllardır biliyorum.

O fotoğraf. Hani şu, ikimizin ilk yıllarında çekilmiş olan. Ben gülüyorum, sen bana bakıyorsun. Ben o kadını düşünüyorum şimdi ve diyorum ki, sen ne kadar da inanıyordun… Ne kadar da güveniyordun. Sırtını yasladığın adamdı, evet. Öyleydi. On altı yıl. On altı yıl az mı?! Yirmi iki yaşındaydım, çocuktum daha. Seninle büyüdüm ben. Seninle yaşlandım. Ve şimdi kırkımda, bu evde tek başıma, bir çekmeceye bakamıyorum.

Atamıyorum. Atmak ne kelime… Bakamıyorum da. Ne atabiliyorum ne bakabiliyorum, arada kalıyorum işte. Bazen diyorum aç at, bir kere de gözünü kapat, çöpe git. Sonra elim gitmiyor. Çünkü o fotoğrafta hâlâ o kadın gülüyor ve ben ona kıyamıyorum. O günkü bana kıyamıyorum. Aptallığına değil, saflığına. Sevmesine. Bütün kalbiyle inanmasına.

O akşam… Hatırlıyor musun o akşamı sen? Ben hatırlıyorum. Telefonu masada unutmuştun, ekranı yandı, ben sadece bakıverdim. Üç satır. Üç satırlık bir mesaj. Dünyamı üç satırda yıktın. Önce sustum. Günlerce sustum. Bağırmadım, ağlamadım bile. İçimde bir yerde… bir şey koptu, ama sesi çıkmadı. Sonra bağırdım. Hatırlıyorum, avazım çıktığı kadar bağırdım. Sonra yine sustum. Şimdi de susuyorum işte. Ama bu sefer başka bir susuş bu. Yorgun. Kırık.

Sana kızgın mıyım? Çok. Hem de öyle çok ki… Nefret ediyorum senden bazen. Ama sonra bir şey oluyor, bir ses, bir koku, bir şarkı… ve ben yine o günlere dönüyorum. Seviyor muyum hâlâ? Bilmiyorum. Belki sevmiyorum. Belki alışkanlık. Belki de en çok, sevdiğime inanmış olmayı özlüyorum. İnanmayı özlüyorum. Birine sırtımı yaslayıp rahatça uyumayı. Yarını düşünmeden gülmeyi.

Şimdi herkes soruyor, yeni biri var mı diye. Yok. Olmuyor. Olsun da istemiyorum zaten… ya da istiyorum, bilmiyorum. Ama biri bana iyi davransa, bir şey söylese, hemen içimden bir ses diyor ki: ya yalan söylüyorsa? Ya söylediği gibi değilse? Ya bu da üç satırda biter? İşte asıl mesele bu. Ben kimseye tam inanamıyorum artık. Aynaya bakıyorum, kendime bile… Kendi kararlarıma, kendi gözlerime bile tam güvenemiyorum. Ben on altı yıl boyunca yanıldıysam, ben kimseye nasıl inanırım bir daha?

At şunu artık, bitti, diyorum kendime. Haklısınız. Ama kolay değil işte. Kolay olsaydı… kolay olsaydı açardım şu çekmeceyi. Ya da hiç açmazdım. Ama her gece, şu saatte, bir yerden o fotoğraf aklıma geliyor ve ben yine soruyorum kendime: bir gün inanabilecek miyim yeniden? Birine, bir şeye, bir yarına…

Elimi çektim çekmeceden. Suyumu içtim. Yatağa dönüyorum şimdi. Belki uyurum, belki yine sabahı beklerim. Ama şu çekmeceyi bir daha açmayacağım, en azından bu gece. Belki yarın, belki başka bir gece… Bilmiyorum. Şimdilik böyle işte. 🥺

9,0 / 10

Giriş yap, bu yazıya puan ver.

Yorumlar

  1. O çekmeceye dokunup da açamamak… bilirim o hâli. Benim de bir sahil çay bahçesinde kalan bir masam var, her yağmurda gidip karşısına oturuyorum, boşuna. Sen o üç satırdan değil, inanmış olmandan yanıyorsun; ben de kendi elini daha sıkı tutmayışımdan 🥺

  2. kendi_yolum yazdı: “O çekmeceye dokunup da açamamak… bilirim o hâli. Benim de bir sahil çay bahçesinde kalan bir masam var, her yağmurda gidip karşısına oturuyorum, boşuna. Sen o üç satırdan değil, inanmış olmandan…”

    Boşuna değil o masa, inan bana… biz oturdukça bir şeyler eksiliyor belki ama kalıyor da. Benimki fotoğraf, seninki yağmur; ikisi de bir şeyi kanıtlıyor: gerçekten inanmışız. Kendi elimi sıkı tutmayışım… onu hiç böyle düşünmemiştim 🫂

  3. O çekmeceye dokunup açamamak... benim de son buluşmadan kalan polar var, her gece elimi üstüne koyup duruyorum, biliyor musun. Ama asıl yandığım yer "ben on altı yıl yanıldıysam, kimseye nasıl inanırım" cümlen oldu; onu okuyunca kendi eski mesajlarım geldi aklıma. Sen o fotoğraftaki kadına kıyamıyorsun ya, ben de ona kıyamıyorum işte 🥺

  4. kendi_yolum yazdı: “O çekmeceye dokunup da açamamak… bilirim o hâli. Benim de bir sahil çay bahçesinde kalan bir masam var, her yağmurda gidip karşısına oturuyorum, boşuna. Sen o üç satırdan değil, inanmış olmandan…”

    O masaya boşuna oturmuyorsun, farkındasın. İkiniz de aynı yerden yanıyorsunuz aslında: yaptığımız bir şeyden değil, inandığımız şeyden. Bende de bir taslak var, açıyorum okuyorum kapatıyorum, yazamıyorum. Boşuna değil o da 🥺

  5. O çekmeceye elini koyup açamamak… ben de telefonumdaki yarım kalmış bir mesaj taslağını yıllardır öyle tutuyorum, açmadan edemiyorum ama cevap da yazamıyorum. Senin o üç satır dediğin yerde benim de bir gecem var, hâlâ sızısı duruyor. Kendine kızma, o günkü inanmışlığın suç değildi 🙊

Yorum yazmak için giriş yap ya da kayıt ol.

Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar