Ceketin hâlâ askıda
Yine o şarkı çaldı bu akşam, radyoyu kapatamadım yine. Kapattım da... kapattım işte ama sonra geri açtım. Sen de gülerdin bana, "yine mi bu şarkı" derdin, gülümserdin. Ben de sana kızardım gülme diye, sonra ben de gülerdim. İşte öyleydi ya.
Ceketin hâlâ askıda duruyor, biliyorsun. Ne zaman dolabı açsam elim gidiyor, alıyorum omzuma, kokluyorum. Kokun kalmadı artık, onu da biliyorum, ama yine de kokluyorum. Ne yapayım be. Bir ben bilirim bir de Allah.
Bugün mutfakta senin bardağını yıkadım. Hani şu kenarı çatlak olan. Yıkadım, kuruladım, yerine koydum. Sonra dönüp baktım da... neden yıkadın ki dedim kendime. Sen içmeyeceksin artık o bardaktan. İçmeyeceksin, değil mi? Susuyorum işte böyle anlarda. İçimden bir şey kopuyor ama sesi çıkmıyor.
Kızıyorum sana bazen, gerçekten kızıyorum. Neden bu kadar erken diyorum, neden beni burada yalnız bıraktın. Otuz yıl be, otuz yıl. Bir düğünde gülümsemiştin bana, hatırlıyor musun, ben hatırlıyorum. O gülümsemeyi hâlâ gözümün önünde tutuyorum, silinmesin diye. Sonra hemen ardından dua ediyorum, "affet beni" diyorum, "seni kızdırdıysam" diyorum. Kızmıyorsun biliyorum da işte... insan bazen en çok sevdiğine kızıyor.
Konuşacak kimsem yok gibi geliyordu, sana yazıyorum artık. Yazdıkça bir tuhaf oluyorum, hafifliyorum biraz. Alışıyorum galiba bu yeni hayata. Alışmak... alışmak da ne demekse. Ama alışıyorum işte, elden ne gelir.
Sen orada rahat mısın? İnşallah rahatsındır. Ben burada idare ediyorum, merak etme. Ceketin askıda duruyor. Durmaya da devam edecek.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.