Canım, sana yazıyorum ama göndermeyeceğim.
Canım, sana yazıyorum ama göndermeyeceğim. Biliyorum. Göndermeyeceğim işte.
Dün akşam telefonuma bir mesaj düştü. İki kelime: "merhaba, nasılsın". Hepsi bu. Ekranda öylece duruyordu ve ben dakikalarca dokunamadım. Sanki elimi uzatsam yıllar öncesine düşecektim. Ya da her şey dağılacaktı. Bilmiyorum be.
Yıllar oldu. Ama o iki kelimenin altında ne var, biliyorum. Sen de biliyorsun. Merhaba deyince geçmiyor ki. İnsan onca yıl sonra neden yazar? Neden şimdi? Yazacaktım, gerçekten yazacaktım. Parmaklarım tuşlara gitti, sonra geri çektim. Yazdım, sildim. Sildim ya. Korktum mu, kızdım mı, yoksa hâlâ mı... işte orada duruyorum.
Sonra kalktım, eski fotoğrafı buldum. Hani şu, ikimizin de güldüğü o kare. Ne kadar gençtik. O zaman her şey ne kadar netti. Şimdi bakıyorum da, o kıza "dikkat et" demek istiyorum, "bu anın kıymetini bil". Ama diyemiyorum, çünkü ben de bilmiyordum.
Hem de nedenini bile bilmeden. Sen yazdın diye mi? Hayır. Yazmadığın yıllar için mi? Belki. Ama bir yandan da içimde bir şey kıpırdıyor, bir umut, tuhaf bir umut. Utanıyorum bundan. Bu yaştan sonra... ama oluyor işte. Kalp dinlemiyor ki.
Ne diyeceğimi bilmiyorum canım. Belki bir gün cevap yazarım. Belki yazmam. Ama bu akşam, bu odada, sana bunları yazmak iyi geldi. İyi geldi be. Kendine iyi bak. 🙈💌
Giriş yap, bu yazıya puan ver.