Canım,
Canım,
Bu sabah yatağın öbür tarafına baktım yine. Alışkanlık işte.. çoktan boş olduğunu biliyorum ama yine de bakıyorum. Perdeyi açtım, güneş odanın ortasına düşüyor, orada bir süre durdum. Bir şey söyleyecektim sana, sonra unuttum. Böyle oluyor artık, aklıma bir şey geliyor, tam söyleyecekken yok oluyor.
Dün akşam bir düğün vardı, komşu kızın. Gittim, oturdum, iki saat gülümsedim. Oynayanlara baktım. Bir ara herkesin içinde bir başıma olduğumu fark ettim, buna kimse dikkat etmiyor zaten.. herkes kendi tarafında. Düğün dönüşü eve geldim, ayakkabılarımı çıkardım, mutfakta ışığı açmadan su içtim. Karanlıkta içmek daha kolay oluyor, ne olduğunu göstermiyor insana.
Bir de şu var. Sen gittikten sonra ben sana yazmayı bırakmadım. Ama göndermedim. Hepsini bir çekmecede tutuyorum, üst üste. Bir gün hepsini yakacağım, diyorum; sonra çekmeceyi açıp bakıyorum, kapatıyorum. Bu da benden sana. Bir mektup daha. Yine göndermeyeceğim, biliyorum..
Kızmıyorum artık sana. Ya da kızıyorum, ama belli etmiyorum. Asıl kızdığım kendim. Son konuşmalarımızda susup durdum. İçimde biriken şeyleri söylemedim, masanın üstünde bıraktım. Keşke bağırsaydım. Keşke bardağı vursaydım yere. O zaman bir ses çıkardı, belki o ses seni tutardı. Ben sustum. Sen de gittin.
Neyse. Sabah oldu, gün başladı. Bir yürüyüşe çıkmayı düşünüyorum bugün, hava güzel. Yolu biliyorsun.
🙏
Giriş yap, bu yazıya puan ver.