Bugün yine önünden geçtim o kahvecinin.
Bugün yine önünden geçtim o kahvecinin. Adımlarım kendi kendine yavaşladı işte, ben bir şey yapmadım. İçeri baktım, camdan. O köşedeki masa boştu bu sefer. Hani şu bizim oturduğumuz…
İçimden bir ses "gir, bir çay söyle" dedi. Girmedim. Giremedim. Çünkü biliyorum, o masaya tek başıma otursam, karşımdaki boş sandalyeye bakıp kalırım. Ve sonra herkes bana bakar. 🙈
Sen hâlâ aklımdasın, biliyor musun? İnsan bir yerden sonra unutmayı bekliyor, ben de bekledim. Ama unutmak öyle sessizce gelmiyor ki. Gelmiyor işte…
O fotoğrafı yine açtım. Kaç kere oldu saymadım. Elini tutuşunu gördüm, gülüşünü gördüm. Mutluydun. Mutlu ol. Ben mi diyeceğim bunu sana, ben mi… Ama öyle. Mutlu ol. 💔
Sonra kapattım telefonu, yüzümü yastığa gömdüm. Kendime kızdım. Kırk üç yaşındayım, kırk üç! Hâlâ gencim, diyeceğim sana; hâlâ gülüyorum bazen, hâlâ umut ediyorum. Ne kadar saçma, değil mi? Ama insanın içindeki o şey susmuyor. Susmuyor bir türlü 🥺
Düğünde tanıştığımız geceyi düşündüm bugün. Ne kadar gülmüştük. Masada kimse bizi dinlemiyordu, biz de umursamıyorduk. Sanki o gece her şey başlamıştı. Sonra yıllar… sonra yine karşılaşmak. Yine o kahve. Yine sahil yolu. Yine biz.
Ya da ben öyle sanmışım. Bilmiyorum artık. Bilmiyorum…
Doğum günü hediyeni hâlâ vermedim sana. Bir kutunun içinde duruyor evde. Her temizlikte elime alıyorum, sonra yerine koyuyorum. Vermek için bir kapı arıyorum ama kapı yok ki. Sen yoksun. Ve ben hâlâ bir köşede bekliyorum, aptal gibi 🙉
Kızgın mıyım sana, diye soruyorum. Evet. Ama kızgınlığım bile senin adını taşıyor. Özlemem de öyle. Hepsi sen…
Yarın da o caddeden geçeceğim. Yine duracağım belki. Yine içeri bakacağım. Belki bir gün o masada biri oturur, ben de gülümser geçerim. Belki. İnşallah. 🤍
Giriş yap, bu yazıya puan ver.