Bugün yine o kitabı elime aldım.
Bugün yine o kitabı elime aldım. Çekmeceden çıkarıp kapağına baktım, sonra geri koydum. Kaçıncı kez, bilmiyorum.
Doğum gününden bir gün önce almıştım. Kitapçıda rafların arasında yarım saat dolaştım, elime beş kitap aldım bıraktım, hepsini senin gözünle düşündüm. Hangisini açsan sayfalarında kendini bulurdun diye. Sonunda birini seçtim, kasaya götürdüm, hatta kurdelesini bile sordum. Sonra o akşam seni aradım, sesin neşeliydi, bir şeyler anlatıyordun, ben dinledim. Ertesi gün hediyeyi çantama koydum, yanına gittim, masaya koydum, sonra yine çantama koydum, sonra çıkardım. En son elime alıp uzatamadım işte. “İyi ki doğdun” dedim, o kadar. Eve dönünce kitabı çekmeceye koydum. O gece telefonu kapattıktan sonra yatağa uzandım, tavanı izledim. İçimde bir şey vardı ama adını koyamadım.
Sen bana hâlâ her şeyini anlatıyorsun. Geçen akşam telefonda yine ayrıldığını anlattın, ben dinledim. Yine dinledim. Sen anlatırken içimde bir şey kıpırdıyor, sonra geçiyor. Ama o gece, o bir cümle aklıma geldi. “Senin gibi biri olsa” demiştin. Ben sadece güldüm.
Yani ben mi? Ne demek istedin? Bilmiyorum. Biliyorum aslında, bilmemek işime geliyor.
Kitap hâlâ orada. Belki bir gün veririm. Belki hiç veremem. Ama her buluşmadan sonra eve dönüp bunları yazıyorum, senin hiç bilmediğin bir şeyi yazıyorum. Ve sen hâlâ bana her şeyini anlatıyorsun. Ben de hâlâ dinliyorum.
Bazen diyorum ki, söylesem ne olur? Sonra seni kaybetmekten korkuyorum. Bu yüzden susuyorum.
Yine susuyorum.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.