Bugün yine o fotoğrafı açtım.
Bugün yine o fotoğrafı açtım. Silmedim biliyorsun. Silemedim. Arada bir açıp bakıyorum, sonra kapatıyorum, sonra iki dakika geçiyor bir daha açıyorum. Sanki her bakışta bir şey değişecekmiş gibi. Değişmiyor.
Hafta sonu evdeydim. Annem mutfakta bir şeyler yaptı, ben yanında oturdum. Konuşmadık pek. O da alıştı artık benim susmalarıma. Bir ara bana baktı, "iyi misin" dedi. İyiyim dedim. Yalan değildi aslında. İyiyim. Ama bir yerde bir şey eksik işte, adını koyamıyorum.
Geçen ay öğrendim. Ortak bir tanıdık gönderdi fotoğrafı. Haberin var mı bilmiyorum ama ben hiçbir şey sormadım. Sadece baktım. Gülüyordun. Hep güldüğün gibi. O gülüşü bin kere görmüşümdür, her seferinde içim bir tuhaf olurdu, şimdi de oluyor ama başka bir türlü. Çünkü biliyorum ki o gülüş artık bana değil.
İlk gün kızmadım. Kendime şaşırdım. Kızacağımı sanıyordum, olmadı. Sadece baktım. Sonra telefonu yüzüstü masaya koydum, çay koydum kendime, içtim. Sonra bir daha açtım.
Bazen kendime kızıyorum. Ne diye bakıyorsun diyorum. Ne diye duruyorsun orada. Ama sonra susuyorum. İçimden bir ses "bırak baksın" diyor, öbür ses "yeter" diyor. İkisi de haklı. İkisi de değil.
Seninle kitapçıda tanışmıştık. Hatırlarsın belki, hatırlamazsın. Ben bir rafın önünde duruyordum, sen yanıma geldin, bir kitap uzattın. "Bunu oku" dedin. Sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi. Ben de aldım, okudum. Sonra seni okudum. Üç yıl sürdü bu okuma. Güzel bir kitaptı.
Yanında susmak ne kadar rahattı, biliyor musun? Ben susmayı hep beceremezdim, hep bir şeyler söylerdim, boşluğu doldururdum. Senin yanında susulurdu. Hiçbir yere gitmek zorunda değildim. Sadece orada olmak yeterdi. O kadar basit işte.
Sonra başka bir şehir. İş. "Geçici" dedik. İkimiz de dedik. "Gelirim" dedin, ben "beklerim" dedim. Kimse yalan söylemedi belki. Sadece zaman geçti. Mesajlar azaldı, sonra bitti. Kimse dönmedi. Kimse aramadı. Kimse kapıyı çalmadı. Bir gün baktım ki artık beklemiyorum. Beklemeyi bıraktığımı bile fark etmemişim.
Şimdi bir yaz akşamı. Hava hâlâ aydınlık, cam açık, dışarıdan sesler geliyor. Komşunun çocuğu bağırıyor, birileri gülüyor. Ben burada oturuyorum. İçim dolu. Söyleyecek sözüm yok ama dolu. Tuhaf bir şey bu.
Bazen sana bir şey yazacak oluyorum. Mesaj kutusunu açıyorum, iki kelime yazıyorum, sonra siliyorum. Sonra bir daha yazıyorum, bir daha siliyorum. Hiç göndermedim. Göndermeyeceğim de. Ama silmediğim bir şey var. O fotoğraf.
Neden silmiyorum bilmiyorum. Belki bir gün silerim. Belki bir sabah kalkarım, açarım, bakarım, hiçbir şey hissetmem, o zaman silerim. Ama bugün değil.
Seni tanıdığım için pişman değilim. Kızgın da değilim artık. Sadece…
Özlüyorum. Bunu söylemekten utanmıyorum artık. Özlüyorum işte. Seni değil belki, o zamanları. Yanında susmayı. O kitabı. O gülüşün bana baktığı hâlini.
Şimdi sen başka bir hayattasın. Ben de kendi hayatımdayım. İkimizin de yolu ayrıydı. Bunu biliyorum, kabul ediyorum. Ama yine de o fotoğrafı silmedim. Belki bir gün. Bugün değil.
Gülümsemen hiç eksilmesin. Ben de bir gün kendi gülüşümü bulurum belki, kim bilir.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.