Bugün yine o çay bahçesini düşündüm.
Bugün yine o çay bahçesini düşündüm. O masayı. Hani şu köşedeki, gölgesi üstüne düşen. O gün hava tam böyleydi işte, martın ortası, güneş var ama ısıtmıyor.
Ellerim titriyordu, hatırlıyor musun. Çayı zor tuttum, bardak bardağa vurdu bir iki kere. Sen gördün. Gülümsedin sadece, bir şey demedin. O gülümseme… ya, ben o gülümsemeyi hâlâ taşıyorum be.
Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum artık. Sadece sesini hatırlıyorum. Bir de o masanın üstündeki şekerleri, saymadan attığını. Kaç şeker attın çayına, bilmiyorum. Ama o hareket aklımda kalmış işte. Niye o kaldı bilmem.
Şimdi başka bir şehirdesin. Arada bir mesaj geliyor, iki satır. Ben cevap yazıyorum, siliyorum, tekrar yazıyorum. Sonunda "iyiyim" diyorum. İşte. İyiyim.
O gün keşke akşam olmasaydı dedim içimden. Hâlâ diyorum. Hâlâ aynı şeyi diliyorum, ne saçma di mi. Bir çay bahçesindeki öğleden sonrayı bu kadar özlemek… ya, insan kendine gülüyor bazen. Sonra gülemiyor.
Dön artık. Ya da dönme, bilmiyorum. Ama o masada bir daha otur, yanımda. Sadece bir çay içelim, ellerim yine titresin, sen yine gülümse. O kadar.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.