Bugün yine açtım o mesajı.
Bugün yine açtım o mesajı. Tek satır: "Ben evleniyorum." Bu kadar. Ne bir açıklama, ne bir soru, ne bir "nasılsın" bile yok. Sadece o iki kelime. Ve ben yine aynı yerde kaldım.
Hani insan bazen kendi kendine konuşur ya, ben onu yapıyorum artık. Karşımda sen varmışsın gibi. "Keşke o gün konuşsaydım be" diyorum. O gün... hangi gün olduğunu ben de bilmiyorum artık, o kadar çok gün vardı ki. Kantinde saatlerce oturduğumuz o günler. Sen anlatırdın, ben dinlerdim. Yok, asıl ben anlatırdım, sen dinlerdin. Öyle değil miydi? Ben konuşurdum, sen başını hafifçe yana eğip dinlerdin. Bazen gülerdin, bazen sadece bakardın. Ben o bakışlardan bir şey çıkarırdım, sonra kendime kızardım. "Yok canım, öyle değildir" derdim. Kendimi sustururdum. Hep susturdum.
Sen o mesajı atarken ben ne yapıyordum, hatırlamıyorum. Belki bir çay koyuyordum, belki dışarı bakıyordum. Sonra telefonum titredi. Bir satır. Ve bitti. Bitti mi gerçekten? Ben bitiremedim işte. Hâlâ o mesaj duruyor orada. Silmedim. Bazen açıp okuyorum, sanki ilk defa okuyormuş gibi oluyorum. Her seferinde aynı yerde acıyor. Aynı yer.
Şimdi fotoğraflarına bakıyorum. Düğün fotoğraflarına. Gülüyorsun. O da gülüyor. Herkes mutlu. Ben de bakıyorum işte, ne yapayım. İçimden "keşke" demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Keşke o gün konuşsaydım. Keşke "ben varım" deseydim. Keşke o mesajı okuduğumda "neden" diye sorsaydım. Ama sormadım. Çünkü korktum. Çünkü belki cevabını bilmek istemedim. Belki de zaten biliyordum.
Şimdi bunları yazıyorum. Sana değil aslında, kendime. Ama sen de okuyormuşsun gibi geliyor. Boğazımda bir düğüm var, yazınca biraz çözülüyor. Biraz. Sonra yine düğümleniyor. Sen evlisin, ben hâlâ o tek satırın içindeyim. Ne garip, di mi? Herkes hayatına devam ediyor, ben bir mesajda takılı kaldım. Ama olsun. Belki bir gün ben de gülerim bir fotoğrafta. Belki. Şimdilik sadece yazıyorum. Ve siliyorum... hayır, silmiyorum. Yine silmiyorum.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.