Bu sefer kalkmayacağım
Eve döndüm. Ayakkabılarımı çıkarmadan yatağa oturdum. Bugün yine o kafenin önünden geçtim, kokusu üstüme sinmiş gibi… Saçma biliyorum. Ama öyle.
O gün oturup bekledim ya. Sen kapıda göründün, ben elimi çantaya attım, hediyeyi çıkaramadım. Yine. Konuşurken sesim titredi. Sen fark etmedin belki. Belki ettin de bir şey demedin. Bilmiyorum. Artık bilmediğim çok şey var.
Sonra günler geçti. Mesajlar kısaldı. Ben her seferinde “yoğundur” dedim. Yoğundur. Yoğundur… Bugün telefonu elime aldım, yazdım, sildim. Yazdım. Sildim. En sonunda hiçbir şey göndermedim.
Çünkü sen de artık bir şey göndermiyorsun. İkimiz de susuyoruz ve bu sessizlik beni yoruyor. Çok yoruyor.
O hediyeyi hâlâ çantamda taşıyorum. Açmadım. Sana verecektim, veremedim. Kenarı yıprandı artık. Her sabah çantayı alırken elime geliyor, bir şey diyemiyorum ona da. Sana kızgın mıyım? Bilmiyorum. Kendime daha çok kızıyorum sanırım. O gece numaramı verirken eli titreyen ben, şimdi mesaj yazmaya korkuyorum. Bana ne oldu böyle..
Seni özlüyorum. Bunu yüksek sesle söylemek istiyorum artık. Özledim. Ama peşinden koşmayacağım. Bir kere daha yazarsam, bir kere daha ararsam kendime saygım kalmayacak. O yüzden buraya bırakıyorum. Buraya yazıyorum, çünkü burada kimse beni beklemiyor. Kimse cevap vermiyor.
Hediyeyi yarın açacağım. Belki kendime veririm, kim bilir.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.