Bu saatte uyumak yerine elimde telefon, tavana bakıyorum.
Bu saatte uyumak yerine elimde telefon, tavana bakıyorum. Ne arıyorum bilmiyorum. Belki bir günaydın. Belki o cümlenin sonunu. Belki de sadece bir işaret, bir şey… 🙈
Bugün bir düğündeydim. Herkes oynuyordu, ben oturdum. Yanımda biri “hayırdır, bir şey mi oldu?” dedi, ben “yok, yorgunum” dedim. İyi ki sormuşsun, çok şey oldu, üç ay oldu, hâlâ geçmedi diyemedim. İçimden dedim ama. Sen duymadın tabii. 🙊
Düğün çıkışı bir çift gördüm, o çocuk kıza günaydın yazıyormuş her sabah, kız gülerek anlattı. Ben de güldüm. Sonra arabaya bindim ve… yüzüm değişti. Herkesin bir günaydını var, değil mi ya… benim günaydınlarım nerede şimdi? Sesin, o “uyandın mı” diyen hâlin, o sonra giderek seyrelen, giderek soğuyan, giderek… başka bir isme dönen o mesajlar.
Bak hâlâ kızgınım sana. Hem de nasıl. Ama kızamıyorum da tam. Çünkü biliyorum, sen de bilmiyordun belki. Ama biliyordun işte. O isim ekranda belirdiğinde bilmiyor muydun? “Ayrılalım” bile demedin. Demedin, çünkü demek zor. Ben de yapamıyorum biliyor musun, hâlâ. Kırıldığımda cümleleri yarım bırakıyorum, biliyorum, farkındayım. “Keşke…” diyorum, gerisi gelmiyor. “Bir gün…” diyorum, gerisi gelmiyor. Çünkü o cümlenin sonunu sen yazmadın ki, ben nasıl bitireyim…
Bir de o hediye var. Hâlâ duruyor. Kaldırmadım. Bazen açıp bakıyorum, bazen görmemek için dolabın en üstüne kaldırıyorum, sonra yine indiriyorum. Veremedim. Veremediğim için değil sadece… geç kaldığım için. Bir gün verecektim, sıradan bir gün olacaktı, belki bir doğum günü, belki bir “canım sıkıldı” günü. Ama olmadı. Olmadı işte. 🥺
Şimdi bu saatte sana yazıyorum, biliyorum okumayacaksın. Ama yazmadan da olmuyor. İçimde bir yerde o yarım cümle duruyor, ben de her gece onu tamamlamaya çalışıyorum, her gece bir harf daha ekliyorum, her gece… olmuyor. 💔
Ben de gülüyorum kendime, bak. Bu saatte hâlâ buradayım. 🙈
Giriş yap, bu yazıya puan ver.