Bu saatlerde hep aynı şey oluyor.
Bu saatlerde hep aynı şey oluyor. Uyku tutmuyor, telefonu elime alıyorum, oradan oraya bakıyorum… ve bir yerde karşıma sen çıkıyorsun. Yine.
O fotoğraf. Yüzüğün. Elini nasıl tuttuğunu gördüm. Bir de gülüşün var ya hani, benim bildiğim gülüş. Ama bana değil.
İlk gün çok sinirlendim. Hatta kendi kendime konuştum, "bu ne cesaret" dedim. Sen giderken bana bir cümle bile bırakmadın, şimdi orada öylece duruyorsun, mutlu, rahat. Bu rahatlık bana mı… Neyse.
Sonra sinirim geçti. Geçmedi aslında, içimde durdu işte, geçmedi. Ve ben yine o düğün gecesine döndüm.
Hatırlıyor musun, aynı masaya oturmuştuk. Ben o gece hiç kalkmak istememiştim o masadan. Sen anlatıyordun, ben dinliyordum. Sonra ben anlatıyordum, sen gülüyordun. Sabaha kadar konuşabilirdik, öyle bir histi. İki yıl hep öyle kaldı işte. Konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız iki yıl.
Sonra o cuma akşamı…
Hâlâ tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Biliyor musun, asıl derdim bu. Bir sebep yok. Bir kavga yok, bir söz yok. Sadece gittin. Kapıyı kapattın ve bir daha açmadın. O akşam masayı kurmuştum hani. Öylece kaldı.
Yıllar geçti. Ben de geçtim, hayat devam etti, herkes gibi. Ama içimde bir yer hep o cumada kaldı. Belki de bu yüzden şimdi bu fotoğrafa bakıp bu kadar tuhaf oluyorum. Çünkü sen bir yerde devam etmişsin, benim haberim yok.
Kızmak istiyorum sana. Gerçekten istiyorum. Ama kızamıyorum. Sadece…
Bazen düşünüyorum, keşke o gece sana bir şey söyleseydim. Keşke "gitme" diyebilseydim. Diyemedim. İşte bunu hiç unutmayacağım.
Mutlu ol. Ben de bir gün o cumayı bırakırım belki. Belki bu gece…
Giriş yap, bu yazıya puan ver.