Bu Kadar Sakin Olması Beni Korkutuyor
Şu an yatağımda yatıyorum. Dışarıda yaz gecesi, pencere açık, bir yerlerden müzik sesi geliyor. Uyumam lazım ama olmuyor. İçimde bir şey var, adını koyamadığım. Koyuyorum aslında da, söylemek zor geliyor.
Sana bir şey itiraf edeceğim. Kızma. Belki kızarsın, belki gülersin. Ama söylemem lazım, yoksa içimde büyüyecek.
Ben mutlu olmaktan korkuyorum.
Evet. Aynen öyle. Şu an, seninle, bu halimizle, her şey yolunda. Ve bu beni korkutuyor. Çünkü ben hep şunu öğrendim: her şey yolunda gidiyorsa, birazdan bozulacak. Biri birazdan kalkacak. Bir mesaj birazdan cevapsız kalacak. Bir yüz birazdan eskisi gibi bakmayacak.
Seninle ilk günlerden beri bir tuhaflık var. Kavga yok. Drama yok. Sen bana bağırıp çağırmıyorsun, ben gece ikiye kadar oturup 'acaba ne yaptım' diye düşünmüyorum. Bunu yazarken bile garip geliyor. Bir ilişki böyle mi olurmuş yani? Biri seni olduğun gibi severse, hiçbir şey yapmana gerek kalmaz mıymış?
Bunu bilmiyordum. Bunu hiç öğrenmemiştim.
Seninle yürüdüğümüz yolları düşünüyorum. Şu bizim her akşam geçtiğimiz yol var ya, hani ağaçların altında, ışıkların yeni yandığı saatlerde. Ben o yolda senin yanında yürürken bazen bir an duruyorum, bakıyorum sana. Fark etmiyorsun. Ya da ediyorsun da belli etmiyorsun. Bilmiyorum. Ama ben o anlarda içimden şunu geçiriyorum: işte, tam burası. Tam bu. Bu kadar.
Sonra da aklıma geliyor. Bir gün o yol boş kalacak mı?
İşte o an içim üşüyor. Yaz gecesinde, yirmi beş derecede, üşüyorum. Çünkü benim geçmişim bana hep aynı şeyi öğretti: en güzel yerde durma, orada bir şey olur. En çok sevdiğin şeyi söyleme, elinden alırlar. Güvenme, çünkü güvendiğin an başlıyor her şey.
Eski fotoğrafları sildim. Hepsini. Telefonu açtım, tek tek, baktım, sildim. Sanıyorsun ki bu bir temizlikti. Hayır. Bu bir korkuydu. Ben o fotoğrafları sildim çünkü bir gün yine aynı yere dönmekten korktum. Bir gün yine o kişilere bakıp 'keşke' demekten korktum. Yani aslında hepsini sildim de, içimdeki o korkuyu silemedim.
Sen bana bazen 'neden böyle bakıyorsun' diyorsun. Ne diyeceğimi bilmiyorum. 'Hiç' diyorum. 'Öylesine' diyorum. Ama içimden geçen şu: BU SEFER DE ÖYLE Mİ OLACAK?!
Bunu sana söylemek istiyorum. Söyleyemiyorum. Çünkü söylersem sen üzülürsün, belki de beni anlamazsın. 'Ben senin eski sevgilin değilim' dersin. Haklısın. Değilsin. Ama beynim bunu bilmiyor. Beynim her seferinde aynı filmi baştan oynatıyor. Aynı son. Aynı boşluk. Aynı 'ben demiştim'.
Ve en kötüsü ne biliyor musun? Mutsuz olmaya alışkınım. O tanıdık. O güvenli. Orada ne olacağını biliyorum. Ama mutlu olmak... mutlu olmak bilmediğim bir yer. Haritada olmayan bir yer. Ve ben orada yürüyorum, sen elimi tutmuşsun, ben hâlâ arkama bakıyorum.
Sen bunu hak etmiyorsun. Biliyorum. Belki bunu okuyunca 'bırak artık şu korkuyu' diyeceksin. Belki haklısın. Ama bugün bırakamıyorum. Bugün sadece şunu söyleyebiliyorum:
Seni çok seviyorum. Ve bu beni çok korkutuyor. Çünkü bu kadar sevdiğim bir şeyi kaybetmek... onu bilmiyorum. Onu hiç yaşamadım. Ve yaşamaktan korkuyorum.
Şu yolu düşünüyorum. Bir gün orada yalnız yürürsem, ne yaparım? Belki hiç yürümem. Belki o yoldan bir daha geçmem. Belki de her gün geçerim, her gün seni beklerim. Bilmiyorum. Korkuyorum işte.
Ama şu an orada seninle yürüdüğümü düşünüyorum. Ve içimden bir ses 'tamam, belki bu sefer farklı' diyor. Öbür ses 'sus, konuşma, nazar değer' diyor. Ben ortada kalıyorum. İki sesin arasında, senin elini tutmuş, yürüyorum.
Bir şey söyle. Bir şey yap. Ne bileyim. Belki sadece 'buradayım' de. Ama her seferinde de. Her seferinde.
Yoksa ben o soruyu sormaya devam edeceğim. Her gece, yatağımda, uyumadan önce.
Bu sefer de öyle mi olacak?
Giriş yap, bu yazıya puan ver.