Aşk Defteri
Özlem yazıları

Özlem İtiraf Mektup

Bu gece sana kızmaya geldim

hep_sen

· 3 dk okuma

Bu gece sana kızmaya geldim, haberin olsun. Hepsini söyleyeceğim, yarın da pişman olurum belki ama şu an umurumda değil.

Hani şu tişörtün var ya, hani en sevdiğin, hani bana "bu sende kalsın, bende bir tane daha var" dediğin. Kokusu gitti be. Geçen akşam yüzüme götürdüm, hani senin gibi koksun diye, ama hayır. Kendi kokum sinmiş artık, benim kokum. Senin kokun yok. Al sana bir yenilgi daha. Sen gideli kaç ay oldu saymadım, saymak istemedim, ama o tişört kaç yıkama oldu biliyorum işte. Üç. Üç kere yıkadım, çünkü bir gece artık kokmuyordu ve ben dayanamadım, ve şimdi hiç kokmuyor. Eline sağlık ya. Eline sağlık.

Kızıyorum sana. Hem de nasıl. Neden gittin? Neden o sabah, o lanet sabah, telefon çaldığında arabada sen vardın? Neden hızlı sürdün? Neden sen bana haber vermedin de beni başkası aradı? "Merhaba" dedi, sesi titriyordu, ben daha bir şey anlamadan "siz yakını mısınız" dedi. Yakını mıyım. Yakını mıyım?! Ben senin her şeyindim be. Ben senin yarınıydım. Hangi yakın. Sen bana "yakınım" diyemezsin, ben senin evinim.

Ama sonra... sonra biliyorum. Biliyorum, kızmak kolay. Kızınca acısı biraz hafifliyor gibi, bir saatliğine. Sonra geçiyor ve geri geliyor. Ve şimdi asıl kızdığım sen değilsin. Benim. Benim.

O son gece. Sen gittin ya hani, kapıda durdun, bana döndün. Ben bir şey söyleyecektim. "Seni..." dedim, ve sonra ne oldu bilmiyorum, utandım mı, önemli değil sandım mı, yarın da söylerim mi dedim bilmiyorum, ama söylemedim. "Seni... görüşürüz" dedim. Görüşürüz! Ya ben ne yaptım. Bir insan sevdiğine son kez "görüşürüz" der mi? Ben dedim işte. Ben dedim.

Ve o mesaj. O mesajı hiç silmedim, hâlâ duruyor orada, cevapsız. "seni seviyorum" yazdım, o kadar. Uzun uzun yazacaktım, sildim, kısa olsun dedim, samimi olsun dedim. Gitti. Bir daha hiç cevap gelmedi. Hiç. O iki kelime şimdi benim içimde bir taş gibi, her sabah uyanınca ilk hissettiğim şey. Cevap veremedin. Veremedin be. Biliyorum, elinde değildi. Ama bir yanım hâlâ o ekrana bakıp duruyor, sanki bir gün "okundu" olacak, sanki bir gün biri yazacak.

Bu gece dışarı çıktım. Hava ılıktı, hani şu mayıs akşamları var ya, hani biz o bankta otururduk. Yürüdüm, aynı yoldan geçtim, kendime söz vermiştim geçmeyeceğim diye. Geçtim. Bir düğün vardı, müzik geliyordu, hani o şarkı çaldı, bizimki. İçimden "biz dans etmiştik buna" dedim, ve sonra kimseye söyleyemedim çünkü söylesem ne olacak. Herkes gülüyor, herkes oynuyor, ben orada senin olmayışını düşünüyorum. Nefret ediyorum senden bu yüzden. Nefret ediyorum, çünkü beni her yerde yalnız bıraktın. Ama sonra... sonra o şarkıyı seviyorum işte. Seni de. Sevmesem keşke. Keşke biraz olsun nefret etmeyi becerebilsem.

Annem diyor ki "kızım, bırak artık, kendine gel." Biliyorum anne. Haklısın. Ama o tişört hâlâ orada, dolabın köşesinde, katlanmış, bekliyor. Ben de sanki birini bekliyorum. Kimse gelmeyecek. Sen gelmeyeceksin. Bunu biliyorum ve yine de her akşam o kapıyı bir kere daha dinliyorum, aptal gibi.

Bu mektubu sana yazıyorum ama göndereceğim yer yok. O yüzden buraya bırakıyorum, belki okuyan biri anlar, belki sen bir yerden görürsün. Görürsen şunu bil: sana kızgınım. Çok kızgınım. Ama seni... işte biliyorsun.

Yine söyleyemedim. Neyse. Tişörtün yine kokmuyor, ben yine uyuyamıyorum. İyi geceler sana, bir yerdeysen eğer. İyi geceler.

8,4 / 10

Giriş yap, bu yazıya puan ver.

Yorumlar

  1. O "seni... görüşürüz" kısmında durdum kaldım, çünkü ben de yıldönümü akşamı aynı masada tam o cümleyi kuracakken yutkundum, sildim... senin tişörtün kokusunu üç kere yıkayıp bitirmen gibi bir şey bu; insan susarak da vedalaşıyor sanıyor 🥺

Yorum yazmak için giriş yap ya da kayıt ol.

Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar