Bu akşam yine aynı sofrada oturduk.
Bu akşam yine aynı sofrada oturduk. Sen telefonuna bakıyordun, ben tabağımdaki yemeği karıştırıp durdum. Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum bile. Bir ara başımı kaldırdım, sana baktım, sen hâlâ oradaydın ama yoktun işte. Bardağını ağzına götürmeden önce ekrana bir daha baktın, ben o anı gördüm.
Kızmak istiyorum sana. Kızıyorum da. Ama sonra dönüp kendime kızıyorum, çünkü ben de söylemiyorum. Kaç akşamdır içimde tutuyorum. Sen bir şey sorsan, hepsini bir anda anlatacağım belki de. Sormuyorsun.
Geçen gün çekmeceyi karıştırırken o fotoğraf çıktı. Hani şu otobüste yan yana oturduğumuz zamanlardan. İkimiz de gülüyoruz, benim saçlarım uzun, senin yüzün çocuk. Baktım, baktım, sonra geri koydum. Bir daha bakmak istemedim. Ya da bakamadım. Bilmiyorum.
Öfkelendiğimde susuyorum, biliyor musun? Susuyorum, sonra mutfakta tabakları yıkarken kendi kendime konuşuyorum, sanki sana anlatıyormuşum gibi. Sonra yine kendime kızıyorum, sana değil. Sana hiç diyemiyorum. Diyemiyorum işte.
Bu akşam sofrada sana şunu diyecektim, tam ağzımın ucuna geldi: “Bırak o telefonu, iki dakika bana bak.” Diyemedim. Sen kalktın, tabağını götürdün. Ben orada kaldım.
O fotoğraf hâlâ çekmecede. Ben hâlâ senin yanındayım. Ama bazen…
Giriş yap, bu yazıya puan ver.