Bu akşam eve dönerken yine o sokaktan geçtim işte.
Bu akşam eve dönerken yine o sokaktan geçtim işte. Bilerek mi yaptım, bilmiyorum. Ayaklarım kendi kendine döndü köşeden. Kahvecinin ışığı yanıyordu, içeride iki kişi vardı sadece. Camdan baktım. Bizim masamız boştu. Hani şu köşedeki, pencere kenarındaki… orada kimse oturmuyordu. İçim bir tuhaf oldu, ne sevindim ne üzüldüm, ikisi bir arada.
Biliyor musun, hâlâ bazen o gün aklıma geliyor. Düğünde aynı masaya düştüğümüz o gece. Öyle çok gülmüştük ki, masadaki diğerleri bize bakıp duruyordu. Sen başını geriye atıp gülerdin, ben de sana bakıp daha çok gülerdim. Yıllar geçti, aynı şehirde karşılaştık ve sanki arada hiçbir şey olmamış gibi oturduk o masaya. İşte o gün anladım, bazı şeyler hiç bitmiyor, sadece ara veriyor..
Sonra o fotoğraf. Bir arkadaşın paylaştığı, hani şu… bilirsin. Elini başka bir elin tuttuğu o kare. İlk gördüğümde midemde bir şey kırıldı sandım. Kızgındım sana. Çok kızgındım. "Bu kadar mı?" dedim içimden, "bu kadar kolay mıydı?" Ama sonra… sonra geçti o öfke. Ya da geçti sandım. Şimdi ne kızgınlığım tam geçiyor ne de özlemim. İkisi el ele tutuşmuş içimde, senin o fotoğraftaki elin gibi🙈
Doğum günün için aldığım hediye hâlâ duruyor. Vermek nasip olmadı. Bazen çekmeceyi açıp bakıyorum, sonra kapatıyorum. Kızmıyorum artık sana. Sadece… duruyor işte. Bir gün veririm belki, belki hiç. Kader bu, ne diyeyim.
Bugün o fotoğrafı yine açtım. Kapattım. Açtım. Kapattım. Sonra telefonu yüzüstü bıraktım masaya. Seni özlüyorum. Hem de çok. Ama artık bu özlem acıtmıyor eskisi gibi. Sadece… orada duruyor. Bir yerlerde. Ben de onunla yaşamayı öğrendim.
Seni tanıdığım için hiç pişman değilim, bilesin 🤍
Giriş yap, bu yazıya puan ver.