Bir düğün davetiyesi
Kuzenimin düğünüydü. Kızım pembe elbisesini giydi, oğlan kravat taktı. Salona girdiğimizde müzik çalıyordu, herkes gülüyordu. Ben de gülümsedim, hep yaptığım gibi.
Bir ara dans eden çifte baktım. Yan yana, ele ele. İçim cız etti. Seninle bizim de bir düğünümüz vardı. Hatırlarsın, o salon, o kalabalık, o kadar gençtik ki.
Kızım yanıma oturdu, "Anne sen niye dans etmiyorsun?" dedi. "Yoruldum" dedim. Yalan. Yorgun değildim.
Sonra masada bir fotoğraf gördüm, telefonundan birinin gösterdiği. Sen. Yeni hayatın. Gülüyorsun. Gülüşün aynı. Sadece benim olmayan bir yerde.
Elimdeki çatalı bıraktım. Bir şey söylemedim. Söyleyemedim. Kızım koluma girdi, "Anne hadi" dedi. Kalktım, onunla dans ettim. Ama aklım orada kaldı.
Biliyor musun, en zoru ne? Seni görmek değil. Seni başkasının yanında mutlu görmek. Ve bunun benim canımı yakmaması gerektiğini bilmek.
Dönerken yolda sustum. Oğlan uyudu, kızım camdan dışarı baktı. Ben de öyle. Bir tuhaf oldum işte.
Seni affedebilirim. Belki. Ama gelinliğimi seçerken kendime verdiğim sözü... onu hâlâ içimde bir yerlerde saklıyorum.
Neyse. Yarın yine okul, yine kahvaltı, yine gülümseme. Ben iyiyim. Alıştım artık. Yalan tabii ama söylemek iyi geliyor.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.