Bir Cümle Daha
Öğleden sonra evin en serin köşesine çekildim yine. Telefon elimde, o ekran görüntüsü açık. Okumadığım gün yok ama her seferinde aynı yerde kalıyorum, son cümlende. "Evleniyorum." Tek kelime, hepsi bu. Aylarca süren her akşam o tek kelimede bitmiş.
Bazen kendime soruyorum, bir cümle daha yazsam değişir miydi diye. "Yüzünü hiç görmedim ama seni tanıyorum" diye yazsam. Belki de hiç yazmamalıydım, kim bilir. Ama insan yazmadan da duramıyor işte.
Bilmem hatırlar mısın, o gün yürüyüşte yanımda hiç susmamıştın. Bense kelime arıyordum, o telaşla. Sen gülmüştün, "ne güzel konuşuyorsun" demiştin. Yıllardır ilk kez biri bana bunu söylemişti, o gün. O akşam eve dönünce tavana bakıp gülmüştüm, çocuk gibi.
Sonraki aylar… her akşam mesaj, her akşam. Bir kez bile buluşmaya cesaret edemedik. Hep bir bahanem oldu, çoğu zaman kendime bile söyleyemediğim. Kırk üç yıl beklemiştim, bir buluşma için cesaret bulamaz mıydım? Bulamadım. Cesaret edemedim. Ve şimdi… şimdi aynı şehirde bile değiliz.
İçimde bir ses kaydı var, hiç gönderemediğim. Her gece telefonda duruyor, bazen dinliyorum. Kendi sesimi duyuyorum, biraz titrek, biraz utangaç. "Sana bir şey söyleyeceğim" diye başlıyor. Gerisini getiremiyorum, çünkü söylesem ne olacaktı? Şimdi o kayıt benimle yaşıyor, seninle yaşayamadığım her şeyle birlikte.
Kızmıyorum sana. İnan kızmıyorum. Kader, nasip, ne dersen de. Belki de sen bana sadece uğrayıp geçen biriydin. Ama yine de aklımdasın!!!
Bu sabah yine uyandım, yine o bir saniye. "Acaba" dedim, sonra telefonu aldım, ekran görüntüsüne baktım. Bir de baktım ki kendi kendime gülümsüyorum. Kırk üç yaşında bir adam, bir ekran görüntüsüne gülümsüyor. Garip, değil mi?
Sana bunları söylemek isterdim ama söyleyemem. Bu yüzden buraya yazıyorum. Belki okursun, belki okumazsın. Ama ben yazdım işte.
Gerçekten, içtenlikle.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.