aynı sahil, aynı beyaz gömlek
Öğleden sonra yine o sessizlik. Sen kanepede uyuyorsun, başın koltuğun kenarına düşmüş, ağzın hafif aralık. Bir ara yüzüne baktım uzun uzun. Yirmi üç yaşındayım ve seni hâlâ o ilk günkü gibi seviyorum. Bunu herkes duysun istiyorum, sana söyleyemiyorum işte.
Geçen gün dolapta o beyaz gömleğini gördüm. Hani şu düğün gecesi giydiğin. Ben seni ilk defa o gece görmüştüm, hatırlıyor musun, arkadaşımın düğünüydü. Sen uzaktan bana bakıyordun, ben de görmezden geliyordum ama içim titriyordu. Sonra bir şarkıda yanıma geldin de elimi tuttun, avucunun içi sıcacıktı. O gece bütün şarkılarda beraberdik, hiç oturmadık neredeyse. Sabaha karşı sahile indik, ayakkabılarımızı çıkarıp kumda yürüdük. Ayaklarım üşümüştü, sen ellerinle ısıtmıştın beni. O gömlek hâlâ duruyor işte. Ben her sene o gün yaklaşırken o gömleği düşünüyorum, sen herhalde hiç düşünmüyorsun…
Her yıl o gün aynı sahile giderdik, birbirimize söylemeden hazırlanırdık, ikimiz de bilirdik. Geçen yıl gidemedik. Senin işin çıktı, ben de bir şey demedim. O gün evde oturduk, aramızda öyle uzun bir sessizlik oldu ki… Ne sen bir şey söyledin ne ben. İçimden dedim ki belki bir saat sonra kalkıp 'hadi gidelim' der, geç de olsa gideriz. Demedin. Ben de demedim. Belki de korktum, çünkü o sahile sensiz gidemezdim, seninle de gidemeyince kaldık öyle. O günden sonra bir şey oldu aramızda, bir şey değişti. Hani geçen hafta mutfakta, ben bulaşıkları yıkarken arkamdan geçtin ya, elini omzuma koymadın. Sadece geçtin. O an anladım işte, ellerin artık eskisi gibi değil.
Artık eskisi gibi elini tutmuyorsun. Akşamları yorgun geliyorsun, yemekten sonra uyuklamaya başlıyorsun. Geçen akşam yemekte 'bugün çok yoruldum' dedin, ben 'neden' diye sordum, 'işte' dedin, başka bir şey demedin. Ben sana kızmak istiyorum, kızamıyorum. Çünkü biliyorum, söylesem kırılacaksın, yorulduğunu benden saklamaya çalışacaksın. Öyle olunca ben daha çok susuyorum. Susuyorum da içimde biriken şeyin adını koyamıyorum, bilmiyorum sen farkında mısın… Belki de farkındasın da söylemiyorsun, belki ikimiz de aynı şeyi yapıyoruz, birbirimizden saklanıyoruz.
Bazen sana kızıyorum. Gerçekten kızıyorum. 'Bu kadar mıydı?' diyorum içimden. Bu kadar mıydı, o sahildeki gece, o beyaz gömlek, o şarkılar… Hepsi bir yere mi gitti? Sonra hemen pişman oluyorum. Çünkü sen hâlâ aynı adamsın, hâlâ o gömleği giymiş adam. Sadece yorgunsun. Sadece biraz yorgun, belki ikimiz de biraz yorgunuz.
Şimdi buraya yazıyorum, belki bir gün okursun diye. Belki bu akşam, belki yıllar sonra, bilmiyorum. Ama bir gün o sahile yine gidelim istiyorum. Geç de olsa. Ayakkabılarımızı çıkarıp yürüyelim yine. Belki o zaman elini tutarsın, ben de sana kızmam, sen de yorulmazsın…
Giriş yap, bu yazıya puan ver.