Anlat desen ne anlatayım.
Anlat desen ne anlatayım. Aynı sofrada oturup iki saat boyunca üç cümle konuşamadığımızı mı, yoksa o düğünde bana uzanan eli tuttuğumda içimden bir şeyin kopup gittiğini mi..
Hâlâ bilmiyorum. Bilmediğim için de oturup yazıyorum işte. Karanlık odada, telefonun ışığında, kendime anlatıyorum da rahatlıyorum. Kimseye söyleyemiyorum çünkü söylesem ne olacak? “Eee, ne oldu sonra?” diyecekler. Hiçbir şey olmadı. Düğün bitti, el kayboldu, herkes eve döndü.
Ben dönemedim ama. Eve döndüm de kendime dönemedim. O gece takside camdan dışarı bakarken kalbimin neden öyle attığını sordum kendime. Cevap vermedi. Vermedi çünkü biliyordum. Yıllardır ilk kez biri bana elini uzatmıştı. Sadece dans için, biliyorum, saçmalama. Ama o eli tuttuğumda… ne bileyim. Bir şey oldu içimde.
Şimdi her akşam aynı odadayım. O da evde, yan odada, telefonuyla oynuyor. Ben de buradayım, elimde bir bardak çay, soğumuş. Konuşsak mı diyorum bazen içimden. Konuşsak ne anlatacağım? “Bugün hava güzeldi” mi diyeceğim? “Bir düğünde bir el tuttum” mu diyeceğim? 🙈
Bu yazıyı da sileceğim muhtemelen. Ya da göndereceğim, bilmiyorum. Gönderirsem belki birine dokunur, kim bilir. Ama asıl dokunmak istediğim kişi o değil, hiç olmadı. O el sadece… bir hatırlatmaydı. Uzun zamandır unuttuğum bir şeyi hatırlattı bana: birinin elini tutmak ne demekti.
Şimdi tutacak elim yok. Tutulacak elim de yok belki. Sadece bu oda, bu soğuk çay ve içimde bir yerlerde hâlâ atan o kalp var. O gece gibi atıyor ara sıra. Sonra susuyor…
Giriş yap, bu yazıya puan ver.