Ya... bilmiyorum artık nereden başlayacağımı.
Ya... bilmiyorum artık nereden başlayacağımı. Yine o mesajlardayım. Hani şu sabaha kadar süren, sonu gelmeyen konuşmalarımız var ya, işte onları okuyorum tek tek. Bazılarını o kadar çok okudum ki ezberledim artık. "Yarın görüşür müyüz" yazmışsın bir yerde. Ya, ne kadar basit bir cümle bu. Ama ben o cümleyi okuyunca içim bir tuhaf oluyor.
Kapıyı çarpıp gidişlerini unutamıyorum. Her kavgada aynı şey. Sen gidiyorsun, ben o kapının sesiyle kalıyorum. Bir hafta sonra "özledim" yazıyorsun ya, hani şu tek kelimelik mesajınla. Ve ben... ben yine affediyorum. Her seferinde. Çünkü sensiz sessizlik, o kapı sesinden bile daha çok korkutuyor beni.
Şimdi üç ay oldu. Üç ay. Ne mesaj var, ne ses, ne kapı. Sadece sessizlik. Ve ben hâlâ burada, aynı yerde, kapıda bırakılmış gibi. Ya, kızgınım sana. Hem de çok. Ama sonra eski bir fotoğrafa denk geliyorum, gülüşünü görüyorum, içim yumuşuyor. Kendime kızıyorum tabii. "Bırak artık" diyorum kendime, "ne bekliyorsun?" Ama bırakamıyorum işte.
Dönmeyeceksin diye korkuyorum. Asıl itiraf bu. Kızgın değilim sadece, korkuyorum. O kapıyı bir daha çalamayacaksın diye, bir daha "özledim" yazmayacaksın diye. Ve ben bunu sana hiç söyleyemedim. Söyleyemiyorum. Cevap da yazmıyorum artık eski mesajlara. Ama okuyorum. Her gece okuyorum. 🙈
Giriş yap, bu yazıya puan ver.