Telefonumun en altında duruyor.
Telefonumun en altında duruyor. O son mesajın. Bazen açıp okuyorum, kelimeleri ezberledim artık. Ama her seferinde aynı yerde takılıyorum. Cevap yazmıyorum. Parmaklarım klavyeye gidiyor, sonra vazgeçiyorum…
Kaç ay oldu bilmiyorum, saymayı bıraktım. Ama sen hâlâ oradasın işte. Köşesine adımı yazdığın o kutuda. Bir de bu telefonda.
O gün gelemeyişimi biliyorum. Biliyorum ve hâlâ kendime kızıyorum. Ama sen bilmiyorsun ki o gün benim içimde ne koptu. Sabah kalktım, bavulu çıkardım, otobüs saatlerine baktım. Hatta sana yazdım: "geliyorum." Göndermedim, öylece durdu. Sonra annem mutfaktan seslendi. Bir şey söylemedi ama sesinde o telaş vardı. Ve ben bavulu geri kaldırdım. Sana onu anlatamadım. Anlatmak istemedim, çünkü anlatsam her şey daha da gerçek olacaktı 🙈
O kutu hâlâ evde. Rafın üstünde, tozun içinde. Kırmızı kurdelesi hâlâ duruyor, bir ucu sarkmış. Her gün görüyorum. İçinde ne olduğunu bilmiyorum. Belki de bu yüzden açamıyorum. Bazen diyorum ki içinde bir hediye var, sadece bir hediye. Ama elim kutuya her gidişinde duruyor. İçinde bir veda var gibi geliyor bana. Bir veda ve ben hâlâ ona hazır değilim…
Seni özlüyorum. Ama aynı zamanda kızıyorum sana. İkisi bir arada oluyor, inan. Gecenin bir yarısı ağlarken bir yandan da "neden aramadın" diyorum içimden. Neden bir kez daha denemedin? Neden beni bıraktın orada, elimde açılmamış bir kutuyla? 😔
Elim gitmiyor. Bırakmak istemiyorum. Çünkü bırakırsam, o kutu hiç açılmadan kalacak. O mesaj hiç cevaplanmadan…
Belki bir gün açarım. Belki bir gün o mesaja cevap yazarım. Belki bir gün sadece gülüp geçerim. Ama bu gece değil. Bu gece hâlâ seni özlüyorum ve hâlâ sana kırgınım. İkisi bir arada oluyor işte 💔
Giriş yap, bu yazıya puan ver.