sevgili,
sevgili,
bu gece yine seni düşünüyorum. Kaç yıl oldu, saymayı bıraktım. Ama Kordon'da o gece yürüdüğümüz yol aklımda. Ayakkabılarımın taşlara vurduğu ses bile. Bir de midye aldığımızı hatırlıyorum, ben limonu fazla sıkmıştım, sen gülmüştün. Sonra denize döndün, bir şey söyleyecektin de söylemedin. Ben de sormadım. Şimdi düşünüyorum da keşke sorsaydım.
Sen bir kolyeden bahsetmiştin, hatırlıyor musun? Hani o gece alacağını söylemiştin ya. Hani şu vitrinde duran… Belki de almaya niyetin bile yoktu, belki de o an sadece beni mutlu etmek istedin. Bilmiyorum. Ama o kolye hiç gelmedi, sen de gelmedin.
Sonra bir gün nişanlandığını duydum. Başkasıyla. O cümleyi okuduğumda ne hissettiğimi hâlâ tarif edemem. Kızmadım mı sandın? Kızdım. Çok kızdım. Ama sonra o öfke de geçti. Keşke geçmeseydi. Öfkeyle yaşamak daha kolaydı, en azından bir şey hissettiğimi biliyordum.
Belki de ben seni değil, o yarım kalan geceyi özlüyorum. Belki de bütün bu yıllar boyunca her yeni tanıştığım insanda senin cümlelerini aradım, bulamadım. Kimseye aynı şeyleri söyleyemedim. Söylemek de istemedim zaten.
Artık kırk iki yaşındayım. Bunu yazarken elim titriyor, niye bilmiyorum. Ama içimde bir yer var, hâlâ bir mektubun cevap bulacağını uman. Bu yüzden yazıyorum sana. Cevap vermeyeceğini biliyorum.
Yine de söylemeden geçemeyeceğim: seni affetmiyorum. Ama artık kızmıyorum da. Sadece… boşluk. Öyle işte.
Belki de bir gün o kolyeyi başka bir vitrinde görürüm de aklıma gelirsin. Gülüp geçerim. Şimdilik sadece yazıyorum. 🙈
Giriş yap, bu yazıya puan ver.