Sana kızmak istiyorum ama kızamıyorum
Bu saatte yine o çekmeceyi açtım. Biliyorum, artık bakmayacağım dedim ama… işte. O kâğıdı elime aldım, kenarı hafifçe kıvrılmış. Üzerindeki isimlerimiz hâlâ orada duruyor, yan yana. Bir zamanlar öyleydik, değil mi? 🙂
Bugün aklıma ne geldi biliyor musun? Sana kızmak istedim. Gerçekten istedim. Çünkü insanlar hâlâ soruyor, hâlâ “neden” diyorlar ve ben her seferinde “işte olmadı” deyip geçiştiriyorum. Kimse inanmıyor ama söyleyecek başka bir şeyim yok. Ne büyük bir kavga vardı ne bir ihanet. Sadece… sen bir yerde durdun, ben bir yerde. Ve ben bunu sana hiç söyleyemedim 😔
Bir akşam yemeğini hatırlıyorum. Sofrada yemek vardı, iki tabak, iki kaşık. Sen telefonuna bakıyordun, ben tabağımdan gözümü kaldırıp sana baktım. Bir şey söylemek istedim. “Bugün nasılsın” diyecektim, öyle basit bir şey. Ama ağzımı açtığımda sen başını kaldırdın ve ben sustum. Sen de bir şey sormadın. Yemek bitti, tabakları kaldırdım. O gece hiç konuşmadık. Sabaha kadar… sessizlik. İki yabancı değildik belki, ama o sofrada ikimiz de ne söyleyeceğimizi bilmiyorduk.
Şimdi bu kâğıda bakarken içimden geçen tek şey şu: ben seni hâlâ seviyorum ama artık seni tanımıyorum. Bunu o zaman söyleyebilmeliydim. Söyleyemedim. Söylesem ne olurdu bilmiyorum, belki daha çok kırılırdık, belki de… bilmiyorum.
Bazen diyorum ki keşke seni suçlayabilsem. Keşke bana yalan söyleseydin, keşke bir şey olsaydı da bugün sana kızgın olabilseydim. Öfke daha kolaydı. Bunu taşımak daha zor 🥺
Ama kızamıyorum işte. Çünkü sen kötü biri değildin. Ben de değildim. Sadece iki insan… bir sofrada, iki tabakla, konuşmadan oturduk. En acısı da bu ya, kimse suçlu değil. Kimse bir şey yapmadı. Yapmadığımız şeyler…
Neyse. Koyuyorum yerine. Belki bir gün atarım. Belki yarın. Belki hiç 🤍
Giriş yap, bu yazıya puan ver.