O oyuncak araba
Geçen ay bir kafede karşılaştık ya... hani elinde oğlunun oyuncak arabası vardı, çocuk masanın altında dolanıyordu. Sadece "iyi görünüyorsun" diyebildim. İyi görünüyorsun?! Yıllar sonra ilk kelimem bu mu olmalıydı gerçekten? İçimden bin tane şey geçti, ağzımdan iki kelime çıktı. Sonra ikimiz de sustuk. O sessizlik... kafede insanlar konuşuyor, kahve makinesi ötüyor, çocuk araba sesi yapıyor, bir tek biz susuyoruz. Rezalet.
Eve döndüm, oturdum, eski mesajları okudum. Bilirsin işte, o aptal cesareti toplayıp yazdığım, senin de gülerek cevap verdiğin mesajlar. Kantin çayından konuşmuştuk en son, hatırlıyor musun? Hatırlamazsın tabii. Benim aklımda o gülüşün var ya, hani çayı içerken gözlerin kısılıyordu... hâlâ orada. HÂLÂ O GÜLÜŞÜ DÜŞÜNÜYORUM!!! Sen evli, çocuklu, oyuncak arabalı bir adamsın, ben hâlâ kantin çayını düşünüyorum. Komik, di mi? Gülesim geliyor kendime 🙈
Bir de o hediye var. Hani o gün vermeye cesaret edemediğim şey. Duruyor. Hâlâ duruyor, bir çekmecede, kutusunda, üzerinde toz. Her taşındığımda elim ona gidiyor, atamıyorum. Neden atamıyorum? Onu sana vermedim diye mi, yoksa vermediğim için hâlâ bir ihtimal var mı diye mi? Allah'ım, ne saçmalıyorum.
Şimdi soruyorum kendime: bu özlem mi, öfke mi, yoksa sadece eski bir alışkanlık mı? Sana kızgın mıyım? Biraz, evet. Neden hiç yazmadın diye. Ama sonra diyorum ki, ben neden yazmadım? İşte bu yüzden yazıyorum buraya. Bir yere boşaltmam lazım, yoksa içimde kalıp beni yiyecek. Sen iyi ol, oğlunla mutlu ol. O araba hep elinde kalsın. Ben de o hediyeyi bir gün ya sana veririm ya da kendime... bilmiyorum işte 🫠
Giriş yap, bu yazıya puan ver.