Gece yine uyku tutmadı.
Gece yine uyku tutmadı. Kalktım, sandıktan o mektupları çıkardım. Hani şu ilk zamanlar yazdıkların var ya… her hafta gelirdi. Ya, ben her hafta postaneye giderdim be. Şimdi bakıyorum da ne kadar kısaymış sonrakiler. “İyiyim, merak etme.” O kadar. İki satır. İki satır ya!
Sonra o gün geldi. Köyden biri kapımı çaldı. Yüzüme bakmadan, “Senin adamı başkasıyla gördüm” dedi. Ben elimdeki çay bardağını lavaboya bıraktım, hiçbir şey demeden. Bardağı bırakışımı hatırlıyorum, bir de o gün akşama kadar camdan dışarı baktığımı. Kimseye bir şey söylemedim. O gün bugündür içimde bir şey kırık. Tamir olmuyor be.
Sen hâlâ bilmiyorsun, ben hâlâ soramadım. Soramadım işte. Korktum belki. Cevabından korktum. Ama şimdi soruyorum sana: neden? Neden o mektuplar kısaldı? Neden cevaplar gecikti? Ben burada her gece dua ederken, sen orada ne yapıyordun?
Yazık oldu be. Ben o mektupları hâlâ saklıyorum. Atamıyorum. Her seferinde “bu son” diyorum, yine çıkarıyorum. Bazı geceler affetmek istiyorum. Gerçekten istiyorum. Ama olmuyor. O köylünün o sözü hâlâ kulağımda. Ne zaman gözlerimi kapatsam orada.
Bu gece de o mektuplar elimde kaldı. Birini açtım, sonuna kadar okudum. Sonunda yine o cümle yoktu. Hani şu içi dolu olanı bekliyorum ya… hani şu “seni seviyorum”la bitenini. Oturdum, bir daha okudum. Yok. Hâlâ yok.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.