Gece yarısı oldu, ev sessiz, ben yine seni düşünüyorum.
Gece yarısı oldu, ev sessiz, ben yine seni düşünüyorum. Normal mi bu ya? Üç yıl oldu. Üç yıl. Hâlâ aynı yerdeyim.
Bugün bi kafede arkadaşımla oturuyordum. Kafamı kaldırdım, sen. Kapıdan girdin, kahveni söyledin. Arkadaşımla konuşmaya devam ettim ama kulaklarım sendeydi be. Sonra bi an göz göze geldik, gülümsedin, ben de gülümsedim. İçimden bi şey koptu ama adını koyamıyorum. Koyamıyorum işte.
Söyleyemediklerim birikti, birikti, artık taşacak gibi. Sana açılmak, sana bakıp iki kelime etmek... Bu kadar zor olmaması lazım. Ama olmuyor ya. Ne zaman sana yaklaşsam, o gece kütüphaneden çıkarken duyduğum şarkı geliyor aklıma. O mırıldanman, o sesin. Kaydettim bi yere, biliyor musun? Hâlâ duruyor. Bazen dinliyorum, kalbim sıkışıyor, ama yine de dinliyorum. Salaklık işte.
Sen bana o birine âşık olduğunu anlatırken ben dinledim. Dinledim, gülümsedim, tebrik ettim. İçimden ağlamak geliyordu ama dışarıdan en sakin benim. O akşam eve gittim, bi saat oturdum, hiçbir şey yapmadım. Sonra dedim ki kendime: ya, sen ne yapıyorsun? Üç yıl bakmışsın, sonra da gülümsemişsin. Bu ne be?
Ama sana kızgın değilim. Asla. Kendime kızgınım. Keşke bi kerecik, sadece bi kerecik olsun, sana bakıp da deseydim. Demedim. Şimdi de diyemiyorum. Çünkü söylemek için çok geç artık. Ve ben hâlâ buradayım, aynı şehirde, farklı semtlerde.
Seni seviyorum demiyorum, çünkü o da değil. Belki tam olarak o. Bilmiyorum. Tek bildiğim, o şarkıyı her duyduğumda aklıma ilk sen geliyorsun. Ve bu, şarkının bi yerde kayıtlı olmasından çok daha ağır.
Bir sonraki sefere diyorum ya hep. O sonraki sefer hiç gelmiyor. Belki de gelmeyecek.
Neyse. Geç oldu. Yarın yine bi yerde karşılaşırız belki. O zaman da gülümserim.
Yine.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.