Dolabın kapağını açtım
Canım,
Bu gece yine uyku tutmadı. Kalktım, salona geçtim, bir bardak su aldım. Sonra ne oldu bilmiyorum, ayaklarım beni yatak odasına, dolabın önüne götürdü. Elim kutunun kapağına gitti ama kaldıramadım. Öylece durdum karşısında. Sen olsan gülerdin bana, "yine mi o kutu, açsana şunu" derdin. Açamıyorum canım. Korkuyorum.
Biliyorum, içinde ne olduğunu. İlk kışımızda yazdıkların. "Kar yağmadı ama sen üşüme diye sobanın yanına çektim seni" yazmıştın birinde. O kâğıtlar şimdi sararmıştır belki. Dokunsam dağılacak gibi geliyor bana. Sanki seni bir daha kaybedecekmişim gibi.
Ama yazıyorum işte. Sana yazmayı bırakamıyorum. Kalem kâğıt elimde, deniz iki sokak ötede, sesini duyuyorum. Dalga sesi senin sesine benziyor artık, farkında mısın? Hep aynı yerde durup hep aynı şeyi söylüyor: geldim, buradayım, gitmedim.
Keşke inanabilsem.
Canım, sana söyleyemediğim bir şey var. O gün hastanede. Elini tutarken. Söyleyecektim ama söyleyemedim. Bir türlü ağzımdan çıkmadı. Şimdi her gece prova yapıyorum, her gece aynı cümleyi kuruyorum, her gece yine söyleyemiyorum. O cümle içimde bir taş gibi oturuyor. Yutkunamıyorum.
Bu sabah pazardan çilek aldım. Sen yemezdin, hep bana bırakırdın, "çilek mevsimi bir tek senin için" derdin. Ben de sen öyle dediğin için aldım işte. Bir tabak yıkadım, bir tanesini ağzıma attım, gerisini buzdolabına koydum. Kim yiyecek bilmiyorum. Ama yarın yine alırım herhalde.
Dolabın kapağını kapattım canım. Kutu yerinde duruyor. Belki yarın. Belki bir gün. Sen oradasın, biliyorum. Bende duruyorsun.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.