Bugün o kafenin önünden yine geçtim.
Bugün o kafenin önünden yine geçtim. Yine. Kaçıncı oldu bilmiyorum.
Kafenin adı değişmiş. Camları değişmiş. Ama o masa orada. Hani şu köşedeki. Senin oturduğun yer.
Gülümsedim. Yemin ederim gülümsedim. İçim sızlarken gülümsedim, manyak gibi. Yanımdan geçen adam bana baktı. Ne bakıyorsun be, ben bir çocuk annesiyim. Gülmemi de bilirim, ağlamamı da.
Ama işte... aynı masadan bir çocuk çıktı. Seninle benim çocuğum. Bunu düşününce içim sızlamıyor, garip bir şey oluyor. Sevinç mi, hüzün mü, ikisi mi? Bilmiyorum.
Bugün oğlun kahvaltıda "anne, neden bazen mutfakta şarkı söylüyorsun bazen de hiç konuşmuyorsun" dedi. Yedi yaşında ve beni çözüyor. BENİ ÇÖZÜYOR!!! Ben daha kendimi çözemiyorum!
Gülümsedim, saçını okşadım. "Hava durumu gibi düşün" dedim. O da "tamam" dedi. Yedi yaşında bir çocuk hava durumunu kabul etti. Sen kabul edemedin.
Neyse...
Ama bazen, seni özlüyorum. Bunu yazarken ellerim titriyor ama yazacağım. ÖZLÜYORUM İŞTE. Özlemenin bile bir gururu var, onu da yitirdim.
Sonra oğlum geliyor aklıma. Sabah kahvaltısı. Okul çantası. "Anne saçımı düzelt." Her şey bir kenara gidiyor.
Sen gittin ama o kaldı. Ve o, bugün camdan bana el salladı. Ben de ona. O masa hâlâ orada. Ben hâlâ buradayım.
Güçlüyüm. Bazen değilim. Ama oğlum için güçlüyüm.
Sen de bil istedim. Hava durumu böyle işte.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.