Bu saatte uyumak lazım aslında.
Bu saatte uyumak lazım aslında. Herkes uyudu, ev sessiz, ben hâlâ mutfaktayım. Çay demledim yine. Hani şu senin bardağını da koydum yanına, huyum kurusun. Sen salonda, televizyonun karşısında, kumandanın tuşlarına basıp duruyorsun. O ses olmasa bu evin hâli ne olurdu, düşünmek bile istemiyorum.
Bugün yine konuşmadık.
Bir şey söyleyecektim sana. Sabah kahvaltıda ağzımı açtım, tam başlıyordum, sen telefonuna baktın. Sonra ben de vazgeçtim işte. Çayı koydum, kalktım. Öylece kaldı içimde. Ha, belki de iyi oldu, ne diyeceğimi ben de bilmiyordum. Belki de sadece "canım sıkılıyor, konuşsana benimle" diyecektim, o kadar.
Geçenlerde dolabı düzenliyordum, o kahverengi kazağı gördüm. Hani şu ilk kış, arkadaşın evinde, sen bana espri üstüne espri yaparken giydiğim. O gün gülmekten gözümden yaş geldi, hatırlıyor musun? Sen hatırlamazsın belki. Ama ben o günü hâlâ taze tutuyorum içimde, sırf sana kızmayayım diye. Kızmak istiyorum sana, biliyor musun, çok kızmak istiyorum. Ama olmuyor işte. Bardağına çay koyuyorum, o kadar.
Bazen kendime diyorum ki, kaç yıl oldu be. İki çocuk büyüttük, sen hâlâ bana espri yaparsın bazen, yarım yamalak, sonra yine susarsın. Ben de sana yarım yamalak gülerim. İkimiz de rol yapıyoruz galiba, ikimiz de farkındayız, ikimiz de sesimizi çıkarmıyoruz. Televizyonun sesi bastırsın diye.
Neyse. Çay koydum, soğumasın. Kalk da iç bari. Bir cümle ettin mi, ben o cümleyi bir hafta taşırım, biliyorsun.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.