Bu mektubu yazmayacaktım.
Bu mektubu yazmayacaktım. Sonra çantanın dibinde elime bir kâğıt parçası geçti, katlanmış hâli öylece duruyordu, kenarı yumuşamış, kat izleri iyice oturmuş. Açtım. Senin yazın. Ortada bir yerinde, kalemin biraz bastırdığı bir nokta var; sarı kâğıdın içinde koyulaşmış küçük bir leke gibi. Sonunda "görüşürüz" bile dememişsin, sadece adını yazmışsın. O kadar.
Bak, bunca yıl sonra ben hâlâ aynı yerde duruyorum. Ne ilerledim ne geriledim.
Kitapçıda karşılaştığımız gün, rafların arasında, elimde bir kitap, sen karşımdasın. Hiçbir şey olmamış gibi. Bir saniye içinde yirmi yaşıma döndüm, ne diyeceğimi bilemedim, sen de bilemedin, ikimiz de gülümsedik. Çay söyledin. Bardağın sıcaklığı avucuma geçti de ben hâlâ inanamadım. Oturduk, konuştuk. Senin sesin aynı. Aynı yerde duraklıyorsun, aynı kelimeden sonra boşluk bırakıyorsun. Ben o boşlukları yıllardır ezberimde tutuyorum.
Sonra kalkarken "bir daha görüşelim" dedin. Öyle, havada kalan bir cümle. Ben de "olur" dedim. İşte o "olur" beni uyutmuyor.
Böyle de olabilirdi. Bunu düşünmeden edemiyorum. Mektupları yazdığımız o masada otursaydık, kalkmasaydık, telefonu beceremeyen iki insan yerine birbirine doğru yürüyen iki insan olsaydık… Ama olmadı. Olmadı ve ben buna artık kızmıyorum. Yıllarca kızdım. Giden yıllara, aptallığımıza, o mektupların hiçbir yere varmayışına kızdım. Şimdi kızmıyorum. Sadece…
Boş ver.
Şimdi ikimiz de başkalarıyla hayat kurduk. Ben kurdum. Sabahları birinin yanında uyanıyorum, akşamları birinin sesini duyuyorum, iyi bir hayat bu, güzel bir hayat. Ve yine de senin o çayın buharı gözümün önünden gitmiyor. Utanıyorum bunu yazarken 🙈 kocaman bir kadınım, bir çayın sıcaklığını unutamıyor diye kendime kızıyorum.
Sana kızgın mıyım? Bilmiyorum. Belki biraz. Çünkü "bir daha görüşelim" demeseydin, ben bugün bu kâğıdı çantamdan çıkarmazdım. Sen hep böyle yaptın. Bir kapı araladın, sonra kendin de bakmadın. Ama ben o aralıktan bakmayı hiç bırakmadım.
Bu mektubu göndermeyeceğim. Göndermek istemiyorum. Ama yazmak istedim, çünkü içimde kalırsa daha kötü olacak.
Seni sevmedim mi? Sevdim. Sevdim işte. Ve galiba bugün de bir yerimde hâlâ duruyor bu. Ama artık bu sevgi, bir yere varması gereken bir şey değil. Sadece… var. Katlanmış bir kâğıt gibi, çantanın dibinde, kat izleriyle.
Bir daha görüşmeyelim demiyorum, görüşürsek de o çayın hatırına bir çay daha içeriz, otururuz, konuşuruz. Ama bu mektup sana gitmeyecek. Bu mektup bende kalacak.
İyi ki o kitapçıdaydın. İyi ki o çayı söyledin. İyi ki.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.